Giriş |  Kayıt

Hoşgeldiniz
Tebrikler
Aykırı


Felsefe Forumu'na hoş geldiniz.
Yalnızca kayıtlı üyelerimiz "aktif başlıkları göster"
butonu ile son tartışmaları görebilir ve katılabilirler.

Felsefe forumu sayfasını facebooktan takip etmek için beğenin
İyi forumlar!

Önemli forum içeriklerinden bazılarına
http://ww.cangungen.com
http://varoluscuterapi.net
ulaşabilirsiniz.


Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 77 mesaj ] 

10 Ağu 2010, 14:44

Çevrimdışı
 KADIN YOKTUR
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kayıt: 20 Haz 2010, 00:25
Mesajlar: 289
 Profil Özel mesaj gönder  
Evrim Yazıları: 7

KADIN YOKTUR



Kadın Yoktur. Kadın erkeğin bir semptomudur. J. Lacan


Erkek bilinçdışının –haz ilkesinin- kendini en ele verdiği yerlerden biri fantezi tecavüz öyküleridir. Anlatan ismini de vermediği –yani simgesel düzende var olmadan dile gelebildiği için gerçeklik ilkesi –üst/toplumsal benlik- tamamen devre dışı kalır ve bilinçdışı en saf haliyle sözcüklere bürünür. Burada dikkatimizi çeken en önemli olgu, tecavüz edilen kadın bir bakire dahi olsa, o güne kadar erkeklerle hiç ilgilenmemiş hatta açıkça frijit ya da lezbiyen dahi olsa ona yakıştırılan sıfat hep aynıdır: OROSPU!

Burada artık kelime sözcük anlamını çoktan aşmıştır. “Orospu” en dar anlamıyla erkeklerle para için beraber olan ya da en geniş anlamıyla bir kadının yalnızca zevk için istediği erkeklerle beraber olması demek değildir. Erkeğin bilinçdışı kadını –Heidegger terminolojisiyle ifade edersek bir Dasein olarak- yani bir var olan olarak herhangi bir eyleme ya da iradeye bağlı kalmaksızın “orospu” olarak görmektedir. Gerçekte tüm kadınlar “orospu” olarak, yani yalnızca sex yapmak için, tasarlanmıştır ancak bunların büyük bir kısmı kendilerinin “sosyal” bir varlık olduğunu zannetmektedir! (Genel anlamda bir tür olarak homosapiens’in sosyal bir varlık olup olmadığı sorununu sonraki yazımızda ele alacağız) Böylece tecavüzcü, arkasına aldığı haz duygusuyla kadına “ne olduğunu”, kendiliğindenliğini ya da özünü hatırlatır ve direnmemesini söyler. Ve burada ilginç olan kadın başlangıçta ne kadar direnirse dirensin bir süre sonra –bu öykülere göre- haz duymaya başlayacaktır. Tecavüzcü –aslında eyleminden dolayı böyle bir derdi olmamasına rağmen- kendini böylece haklılaştırır. Kadının bu dünya da tek bir varoluş amacı vardır, o da erkeklerle sex yapmaktır. Bu durumda Lacan’ın dediği gibi kadın yoktur, kadın erkeğin semptomudur. Yani diyalektik olarak erkeği ortadan kaldırdığımızda kadın da ortadan yok olacaktır…

Peki işin aslı nedir?

Filogenetik/soyoluşcu açıdan baktığımızda tüm canlılar da olduğu gibi kadın da bir “üreme/kopyalama makinesi” olarak tasarlanmıştır.

Bizler yaşamkalım makineleriyiz, genler adıyla bilinen bencil molekülleri körü körüne korumak için programlanmış robot araçlarız”
Gen Bencildir (Richard Dawkins)

Aslında evrimsel açıdan dişinin tek görevi sahip olduğu DNA’ları korumak ve onları bir sonraki türe aktarmaktır. Aktardıktan sonra da aktardığı türü koruyup onun da kendi genlerini aktarabilme olgunluğuna erişmesine –canlılar arasında en uzun çocukluk dönemini homo sapiens yavrusuna aittir- yardım eder. Tüm ömrünün amacı budur.

“DNA canlılar yararlansın diye var değil, DNA yararlansın diye canlı organizmalar var. (…) Her organizma, DNA iletilerinin jeolojik ömürlerinin ufacık bir kısmını geçirdiği bir araç olarak görülmelidir.” Sf: 161-162, Kör Saatçi (Richard Dawkins)

Yani cinsellik de yaşanan “haz” bu işten keyif alınsın diye değil, türün devamını sağlamada bir motivasyon görevini görmektedir. Ancak dişi ve erkeğin soy oluş süreçleri son derece farklıdır. Önceki evrim yazılarımızdan hatırlayalım:
Dünyanın ilk koşullarında henüz bir açlık krizi ve buna bağlı bir seçilim baskısı yokken, canlılar kendi kendilerine bölünerek (eşeysiz) çoğalıyordu ve bu bir sorun yaratmıyordu. Ancak çevre koşullarının değişmesi, canlılığın devamı ve çevreye uyum için daha karmaşık türlerin gerekliliği ilk eşeyli hücreleri ortaya çıkardı. Başlangıçta tüm eşey hücrelerinin kabaca aynı büyüklükte ve karşılıklı değişebilir olduğu tahmin ediliyor. Yani herkes herkesle hücrelerini değiş tokuş ederek üreyebiliyordu. Öte yandan mutlaka bunlardan bir kısmı diğerlerine göre birazcık daha büyük olmalıydı. Büyük olanların diğerlerine göre bir avantajı olacaktı çünkü dölütüne daha büyük miktarda yiyecek verecekti. Canlılarda hem başlangıçta hem de halen pek çok yerde “dişi yatırımı” daha verimli sonuçlar doğurduğundan, sadece dişilik ile bile hayat devam edebilir ve etmektedir de. Böylelikle doğal seçilim büyük gametler (yani dişiler) lehine gelişti, onlar çoğaldı. Ancak bir bit yeniği ortaya çıktı. Ortalamadan daha küçük gamet üreten bireyler (erkekler) küçük ve hızlı hareket edebildikleri için kolayca büyük gametlerle (dişilerle) birleşebildiler ve doğal seçilim aynı zamanda küçük olan ve birleşmek için etkin bir biçimde büyük hücreleri arayan eşey hücreleri lehine de gelişmiş oldu. (Bkz. Kadınlar Neden Süslenir ) Ancak buradaki asıl püf noktası erkeğin üreyebilmek için mutlaka bir dişiye ihtiyacı varken, dişinin buna ihtiyacı olmamasıdır.

Yani başlangıçta dişi vardı ve dişinin de erkeğe ihtiyacı yoktu. Çünkü yalnızca dişilikle bile hayat devam edebilmektedir. Örneğin bugün hala sülüksü rotatorlar 360’a varan türüyle her biri yalıtık bir dişidir ve birbirleriyle çiftleşmektedir. Sülüksü rotatorların özelliği, doğada böyle yaşayan pek çok tür olduğu halde hiçbiri bu kadar zengin bir tür yaratmamıştır. Çünkü aslında türlerin zenginliğini yaratan ve gen havuzları oluşturan eşeyli üremedir. (Ataların Hikayesi, R. Dawkins sf: 428-437) Burada bu tarz bir üremenin mi yoksa eşeyli üremenin mi evrimsel açıdan daha “karlı” olduğu sorununu tartışma dışı bırakıyoruz.

Bu bilgiler ışığında yeniden konumuza döndüğümüzde sosyolojinin nasıl da bizi yanlış yönlendirdiğini görmekteyiz. Örneğin “Patasana” isimli romanında Ahmet Ümit şöyle yazar: “(…) Ama kadınlar için durum daha vahimdir. Çünkü anaerkil dönemde pek çok sevgilisi olan kadın, ataerkil dönemde bir erkeğin malı olarak evine hapsedilmiştir. Onun gözünün de komşunun kocasında, oğlunda kalmasından daha doğal ne olabilir?” (sf:301) Yani Ahmet Ümit’de aslında kadın özünde “orospudur” ama erkek egemen toplumun baskısı yüzünden bunu içine bastırır ama gözü “doğal olarak!” dışarıdadır demektedir.

Peki ya erkekler kimdir?

Düşünceyi şu şekilde ilerletelim: Eğer tüm kadınlar “orospuysa” o zaman erkekler nedir? Sorunun yanıtı aslında çok açıktır: Bu durumda tüm erkekler de “sapık”tır! Aslında homo sapiens erkeklerinin “sapık” olmasıyla ilgili evrimsel biyolojinin elinde epey bir veri var. Örneğin tüm canlılar yılın belli bir dönemi çiftleşirken homo sapiens erkeği yılın herhangi bir günü çiftleşebilmektedir. Dahası Terry Eagleton’un Freud yorumu da bunu desteklemektedir:

“Cinsellik başta biyolojik içgüdüden ayrılamayan ama artık kendini bu içgüdüden farklılaştırarak belli bir özerklik elde eden bir dürtü olarak doğmuştur. Freud’a göre cinselliğin kendisi bir “sapıklık”tır – kendini korumaya yönelik doğal bir içgüdüden “uzaklaşarak” başka bir amaca yönelmektir.” Terry Eagleton (Edebiyat Kuramı, sf:191)

Burada “sapık” sözcüğünü klinik anlamda yani –Psikanalizin tanımıyla- imkansız olan Büyük Öteki’nin hazzına ulaşmak isteyen kişi şeklinde tanımlamıyoruz. Sapıklık aslında bir sapmadır. Örneğin kişi aşık olduğu kişi için kendi hayatını çekinmeden verebilir. Freud’a göre cinselliğin bizzat kendisi “sapıklık”sa o zaman da cinsel ilişki isteyen, talep eden hayal eden, yapan vb. tüm erkekler “sapık”, bunu isteyen tüm kadınlarsa “orospu” olmalıdır. Fakat evrimsel biyoloji kadın için geçerli olan şeyin erkek içinde geçerli olmadığını göstermektedir.

Erkeğin nasıl oluştuğunu yeniden hatırlayalım:

“İki izogamet birleştiğinde, yeni bireye her ikisi de eşit sayıda gen ve eşit miktarda yedek besin verir. Sperm ve yumurta da eşit sayıda genle katkıda bulunur, ancak yedek besin sağlama açısından yumurtanın katkısı daha fazladır. Aslında bu açıdan spermlerin hemen hemen hiç katkısı yoktur ve yalnızca genlerini mümkün olduğunca uzağa götürebilmeyi düşünürler. Bu yüzden de, cinsel birleşme sırasında baba payına düşenden (yani yüzde 50) daha az kaynak yatırımı yapar. Her sperm çok küçük olduğundan, bir erkek her gün bunlardan milyonlarcasını üretebilir. Bu, değişik dişiler kullanarak, kısa bir zamanda oldukça fazla sayıda çocuk sahibi olma potansiyeli taşıdığı anlamına gelir. (…) Böylelikle, bir dişinin sahip olabileceği çocuk sayısı kısıtlı, ancak bir erkeğin sahip olabileceği çocuk sayısı sınırsız olur. Dişinin kullanılması burada başlıyor.” Gen Bencildir, sf: 235-236

Yani erkekler daha en başından itibaren tamamen genlerini mümkün olduğunca fazla sayıda dişiye aktarma üzerine programlanmışken kadınların görevi ise bir ya da birkaç kez döllendikten sonra çocuğunu yetiştirmektir. Yani evrimsel biyoloji açısından kadının tıpkı erkekler gibi “haz” peşinde koşması mümkün değilken erkek ise dünya da var olma amacı kadın peşinde koşmaktır. Bu durumda bir kadının bir erkeğe “senin gerçek yüzünü gördüm” şeklinde ki ifadesi aslında şu şekilde anlaşılmalıdır: Tüm erkeklerin gerçek yüzü aslında o kadının gördüğü yüzdür ama Freud’un gerçeklik ilkesi dediği şey, yani kültür, ya da uygarlık projemiz, bir arada yaşama vb bu gerçek benliği maskeler! Bu, çocukluktan itibaren çok sağlam bir şekilde inşa edilmişse erkek bile kendi gerçek varlığının bilincine varamayabilir ve kendini kültürel bir varlıkmış gibi görür. Bundan çok büyük utanç duyar. Kadınların durumu ise çok farklıdır ve anaerkil dönem konusunda Ahmet Ümit yanılmaktaydı. Örneğin Amazonlar yalnızca yılda bir kez Kibele şenliklerinde – Mart ayının son haftası- komşu köyün erkekleriyle kız çocuk doğurma amacıyla cinsel ilişkiye giriyorlardı. Erkek olursa çocuk babalarına bırakılır, kız olursa yetiştirilirdi. (Bkz. Halikarnas Balıkçısı Anadolu Efsaneleri) Anaerkil dönemde yazı da olmadığı için kadınların birden fazla sevgiliyle bir hayat yaşadığına dair bilgiye –bildiğim kadarıyla- sahip değiliz.

Öte yandan en kaba tabirle evet öz itibariyle tüm erkekler kadın peşinde koşma ve onları dölleme üzerine programlandıkları için “sapıktır” ama üst benlik, ahlak sistemleri ve dinler bununla mücadele eder. Bu mücadeleye kadınlar da dahil edilir. Bilinçdışında erkeğin “sapık” olduğunu bilen bir koca ya da ağabey karısını, kızını ve ablasını kapanmaya –yani erkeği tahrik etmemeye- zorlayacaktır. Aslında bu kendi iyiliği içindir. Bu biraz J. London romanlarındaki kurt/köpek öykülerine benzer. Eğer büyük bir açlık yaşanıyorsa anne köpek/kurt babanın yavrularına yaklaşmasına izin vermez. Çünkü baba onları yiyebilir! Ya da La Rochefoucauld'ya göre bir kötülüğüne rastladığımızda şaşmamız gereken tek insan yoktur. Çünkü dürüst insanlar, kötülüklerini hem başkalarından hem kendilerinden
gizleyebilenlerdir. Yıllar sonra evrimsel biyolog Richard Dawkins “Gen Bencildir” kitabıyla bunu doğrulayacaktır.

Kısaca erkekler “cinsel haz” peşinde koşmak üzere programlanmışken kadınların asıl görevi –evrimsel açıdan- çocuk doğurmak ve büyütmektir. Ne var ki modern çağ tüm bu gerçekleri ters yüz etmiştir. Artık kadınlar –daha çok hali, vakti yerinde zengin kadınlar- çocuk doğurmak istememekte, tıpkı erkekler gibi hovardalığa çıkmakta, kocalarını aldatmakta hatta beraber olmak için parayla erkek tutmaktadır. Kadınlar da artık tıpkı erkekler gibi haz peşindedir. Bu noktada tüm din ve ahlak sistemleri çökmüştür. Bunun en önemli nedenini –evrim makalelerimde, Evrimin Döv Emri ve Cesur Yeni Dünya’ya Cesurca Bir Bakış yazılarımda işlemiştim- kadının artık doğurganlığını kendi eline alması, kontrol edebilmesidir. Çünkü eğer ki ortada bir çocuk doğurma riski yoksa yasağın ana nedeni de ortadan kalkmaktadır. Bu sorun halledildikten sonra da kadın, erkek egemen simgesel düzenin içinde öz kimliğini tamamen kaybetmiş –belki de hiç oluşturamadığı için- egemen olanı -yani erkeği- taklit etmektedir. Tıpkı onun gibi davranarak özgür olduğunu düşünmektedir. Özünde “sapık” olan bir erkek cinsinin karşısında gönüllü –cinselliğini özgürce yaşayan anlamında- “orospu” olarak çıkmaktadır. O da tıpkı erkeği taklit ederek hazzın peşindedir:

“Bundan böyle artık: ‘Sahip olduğun ruhu kurtarmaya bak’ değil, ‘Cinsel bir organa sahip olduğuna göre bundan iyi yararlanmaya bak; bir vücuda sahipsin, onu zevk alma amacıyla kullanmayı öğren; bir libidon olduğuna göre, bu enerjiyi nasıl harcayacağını öğrenmen gerekiyor’ vs. vs. diyeceğiz.” Jean Baudrillard, Foucault’yu Unutmak, sf: 35


O zaman neden varız?


Doğa/evrim açısından tıpkı tüm canlılar gibi insanların da DNA’nın yaşam-kalım makineleri olduğunu artık biliyoruz. Peki kendimiz açısından bu dünya da neden varız? Bu soru ne ölçüde “kendimiz” olabildiğimizle ilgili bir soru. İnsan her ne kadar bencil yaratıkların en zekisi olsa da hala içgüdüleriyle yönetilen akıl yönü zayıf bir yaratıktır. Gerçeklik ilkesi uygarlık adına, bir arada yaşayabilme adına haz ilkesini bastırırken üst benlik farklı yollarla bunu telafiye çalışıyordu. Bu telafilerden birini bu dünyada neyi yasaklamışsa öte dünyada serbest olduğu iddiasıyla din sağlar. Ancak artık modern insana “masallar” yetmemektedir.

Tayin edici soru, insana zorla kabul ettirilen içgüdüsel özverilerin yükünün azaltılmasının, mutlaka kalması gereken özverilere insanın katlanmasının ve bunun karşılığında bir telafi sağlanmasının mümkün olup olmadığı ve bunun olasılık derecesidir.” S. Freud (Bir Yanılsamanın Geleceği, sf:11)

Bu telafi sağlanamadığında da Haz İlkesi, Gerçeklik İlkesi üzerinde üstünlük kurar ve bunun en kısa, en yüzeysel tatmin yolu cinsellik olur. Ve fakat bu açıkça ilkel doğaya geri dönüştür. Üstelik “arzu” hiçbir zaman tatmin edilemez:

Arzunun gerçekleştirilmesi, tamamen tatmin edilmesi değildir, daha çok arzunun kendisinin yeniden üretilmesiyle, arzunun dairesel hareketiyle örtüşür.” Zizek, Yamuk Bakmak, sf:21

Peki insan ne ister sorusuna Lacan’ın verdiği yanıt şudur: İnsan dünyasını nesneler ile kuşanmış kılan, insani ilginin nesnesi olduğu gerçeğidir. Özneyi diğer canlılardan ayıran şey sadece kendini “tanıma”sı değil, “tanınma arzusu” yani arzudur. Özne “içine atıldığı” dünyanın anlamına mahkumdur ve kendi anlamını bu dünyanın varlık tanımlamasına göre kurmakla yükümlüdür. Bu yüzden Lacancı Psikanalizmde “Ben” bir merkez değil, yapıların bir işlevi, merkezden yoksun bir varlıktır. Hepimiz bu dev simgesel ağ içerisinde bir yer tutuyoruz ve bu ağ içerisindeki en büyük arzumuz kabullenilme/onaylanma arzusudur. Bu, ilkel benliğin geçici ve yüzeysel tatmininden çok daha derin ve sürekli bir arzudur. Aslında politika da bunun için yapılır sanatta.

Homosapiens, bu dünya da, ölene kadar tatmin olmayacak arzularının peşinden koşmak için var. Bunu en ilkel düzeyde cinsellik ya da şiddet kullanarak gerçekleştirebilir ya da çok daha derin düzeyde sanat ya da bilimle uğraşarak yapar. Ama ne yaparsa yapsın hiçbir zaman bir “kendi” olamayacaktır çünkü aslında bir “kendi” hiçbir zaman olmamıştır! Çünkü “kendi” diye bir şey yoktur tıpkı Büyük Öteki’nin olmadığı gibi…

Sonuç olarak başlangıçta erkek yoktu, şimdi ise erkeğin semptomu olarak aslında kadın yok…

Ek: Peki gerçekte Lacan bu sözüyle ne demek istemişti? Sözü Zizek’e bırakalım:

“Varoluş, simgeselleşmeyle, simgesel düzene dahil olmakla eş anlamlıdır – ancak tam olarak simgeselleştirilmiş olan ‘vardır’. Lacan ‘Kadın yoktur’ ya da ‘Cinsel ilişki diye bir şey yoktur’ derken var olmayı bu anlamda kullanmaktadır. Ne Kadın, ne de cinsel ilişki kendilerine ait bir gösterene sahiptir, ikisi de anlamlandırıcı şebekeye dahil edilemez, simgeselleştirilmeye direnir. (…) Bu, söz konusu nesnenin simgesel evren içindeki yerini kaybettiğine işaret eder… (sf:184)

(…)

Kadın, dış varoluş kavramına atıfla, ‘var olan’ın, yani anlamın ötesindeki simgeselleştirmeye direnen bir keyif artığı olarak varlığını sürdürendir. Bu yüzden de, Lacan’ın dediği gibi, kadın ‘erkeğin sinthome’u dur.’ (…) Ancak Sinthome ne (semptom gibi) yorumlanabilen ne de (fantazi) gibi kat edilebilen psikotik bir çekirdektir – peki ne yapılır onunla? Lacan’ın cevabı sinthome’la özdeşleşmektir. (sf:184 -185) Yamuk Bakmak

Peki sinthome’la özdeşleşmek ne demektir: Zizek bunu Ruth Rendell’ın bir kısa öyküsü “Çiçek Açmış Saat”le anlatır:

“ Yaşlı bir kız kurusu olan Trixie küçük bir kasabada bir arkadaşını ziyaret ederken, yörenin antikacı dükkanından güzel bir eski saat çalar. Ama çaldığı saat onda sürekli tedirginlik ve suçluluk hisleri uyandırır. Trixie öylesine söylenen her lafta kendi küçük cürümüne anıştırma yapıldığını düşünmeye başlar. Bir arkadaşı antikacı dükkanından benzer bir saatin çalınmış olduğunu söylediği zaman paniğe kapılan Trixie, yaklaşmakta olan metro treninin önüne iter kadını. Saatin tik takları onda bir takıntı haline gelir. Daha fazla dayanamayacak hale gelince kırlık bir yere gider ve saati köprüden bir dereye fırlatır. Ama dere sığdır, Trixie’ye köprüden bakan herkes saati açıkça görebilecekmiş gibi gelir; o yüzden suya girer, saati eline alıp taşla parçalar ve kırık parçaları dört bir yana fırlatır. Ama parçaları etrafa dağıttıkça, ona bütün dere saatlerle dolup taşıyormuş gibi gelir. Bir süre sonra civardan bir çiftçi onu sırılsıklam, tir tir titrer bir vaziyette ve her yanı yara bere içinde sudan çıkarınca, Trixie kollarını saatin yelkovanı gibi çevirip sürekli “Tik tak. Tik tak. Çiçek açmış saat” demeye başlar.” Sf:186-187

(…)

"Le Sinthome, semptom değildir, yani şifresi yorum tarafından çözülecek şifreli mesaj değildir, dolaysız olarak jouis-sense, yani “anlamlı-keyif” yaratan anlamsız harftir. İdeolojik yapının inşasında sinthome’un oynadığı rolü ele aldığımızda, “ideoloji eleştirisi”ni yeniden düşünmek zorunda kalırız. (…) Mesela “komünizm” diğer bütün ideolojik unsurların anlamını özgülleştiren bir “düğüm noktası” işlevini görür: “Özgürlük”, “biçimsel burjuva özgürlüğüne” karşı “fiili özgürlük” haline, “devlet”, “sınıf baskısının aracı” haline gelir vb. Ama sinthome boyutunu hesaba kattığımızda, ideolojik deneyimin “yapay” karakterini suçlamak ideoloji tarafından “doğal” ve “verili” bir şeymiş gibi yaşanan nesnenin aslında söylemsel bir inşa olduğunu göstermek yetmeyecektir artık; ideolojik metni bağlamı içine yerleştirmek, zorunlu olarak ihmal edilen sınırlarını görünür kılmak artık yeterli değildir. Tam tersine yapmamız gereken şey, sinthome’un nihai budalalığını teşhir etmek amacıyla, onu, bir büyüleme gücüne sahip olmasını sağlayan bağlamdan tecrit etmektir. “sf: 174-175


En son iskra tarafından 15 Ağu 2010, 16:34 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.

Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

10 Ağu 2010, 16:59

 Re: KADIN YOKTUR
  
İnsan türünün kuş beyinli olduğu dönemler için geçerli olabilir ancak bunlar.

İnsan diğer canlılardan farklı bir tür olarak zekidir. Akıllı bir varlık olması sorun çözmesini ve hayatta kalmasını sağlamıştır. Belki de zekanın oluşumu ve evrimi de bu nedenleydi. Akıl beraberinde başka şeyleri de getirdi, alet yapan insan, toplayıcı ve avcıdan üreten ,yerleşik hayata geçen ve kültürü ,dili ,yazıyı üreten insan. Tüm bu gelişmeler sonunda önce doğayı anlamaya çalışan insan sonra kendine yöneldi ve kendini anlamaya, çözmeye çalıştı. Topluluk içinde yaşama zorunluluğu beraberinde bir sürü kuralı da getirdi. Din, ahlak kuralları, aslında hepsi dünyevi olan yasalar. İşte doğadaki basit üreme süreci insanda zamanla farklı bir şeye dönüştü. İnsanı farklı kılan da işte budur, yanlışlara ,anlaşılamadan yapılanlara rağmen insan onur, gurur, erdem gibi kavramları da üretmiştir. Üremeyi hayvanlara özgü şeklinden değiştirip akıllı varlıklara yaraşır bir şekle dönüştürdü ama yine de bu ,konunun sorunlu olmadığı anlamına gelmiyor. Erkek ve kadın olmaktan ziyade insana dair temel sorunların ifade şekli ya da geçici çözümü olarak ( ki bunu bile farketmeden ) görülmesi bu konuda bir akıl tutulması yaşandığını düşündürtüyor.
Lacan'ın kadın yoktur ya da cinsel ilişki yoktur demesini yanlış anlamışsınız. Lacan'ın orada demek istediği yaşanan her şey o kişiye özgüdür, evrensel anlamda bir kadından bahsetmek mümkün değildir ,cinsel ilişki yoktur konusununda da aynı şey geçerlidir diyerek insana değerini teslim ediyor bence.


Başa Dön Başa Dön
  
 

10 Ağu 2010, 17:43

Çevrimdışı
 Re: KADIN YOKTUR
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 08 Ağu 2010, 20:05
Mesajlar: 306
Yaş: 44
 Profil Özel mesaj gönder  
''Burada “sapık” sözcüğünü klinik anlamda yani –Psikanalizin tanımıyla- imkansız olan Büyük Öteki’nin hazzına ulaşmak isteyen kişi şeklinde tanımlamıyoruz. Sapıklık aslında bir sapmadır. Örneğin kişi aşık olduğu kişi için kendi hayatını çekinmeden verebilir. Freud’a göre cinselliğin bizzat kendisi “sapıklık”sa o zaman da cinsel ilişki isteyen, talep eden hayal eden, yapan vb. tüm erkekler “sapık”, bunu isteyen tüm kadınlarsa “orospu” olmalıdır. Fakat evrimsel biyoloji kadın için geçerli olan şeyin erkek içinde geçerli olmadığını göstermektedir.''

Iskra Bey Lacan okumalı biraz...


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

10 Ağu 2010, 22:11

Çevrimdışı
 Re: KADIN YOKTUR
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2973
Yaş: 67
 Profil Özel mesaj gönder  
Yeri gelmişken kaotik felsefe notlarımda alıntı yaptığım kitaptan aldım, gönderiyorum.

Hammermeister’den ‘kadın yoktur’la ilgili bölümler:
“…Phallus, erkeklerin cinsel organı olan ve Lacan’ın penis diye adlandırdığı değildir, onunla Lacan, imajiner ve sembolik işlevleri anlatır. “Phallus bir belirleyicidir (Signifikant)” der. Bu sembolik düzenin koruyucusunun yeri olarak da tutkunun ve onunla birlikte eksikliğin yerini verir. Onun gücünün temeli, aynı zamanda anne ve çocuğa da yeri değiştirilmiş (metonymisch) tutku yapısı olarak geçen, babanın çocuğun yetişme dönemindeki (ödipale Verbot) yasağındadır. Phallus, aynı zamanda belirleyicinin işaretidir. Bunca imtiyazlı bir ‘Signifikant’ olduğu içinde, Lacan’ın “gerçek bir Phallus”a atıf yapmamasına rağmen, ona gizli biyolojik ataerkil bir vurguda bulunan feministler tarafından ve diğer taraftan Phallus’da aşkın bir anlam garantisi koklayan J. Derida’nın, Lacan’ın teorisinin Phallus merkezli olarak foyasını ortaya çıkartma amacından ötürü çok eleştiriye uğramıştır.

Eğer seksüel durumu belirleyen Phallus ise, tek başına bir ‘Signifikant’ nasıl olurda ikili durumu belirleyebilir sorusu ortaya çıkar. Lacan cevabında Phallus’un gerçekten yalnız erkeğin pozisyonunu belirleyebileceğini söyler. Böylece dişinin pozisyonunun ‘Signifikant’ı yoktur. O, olumlu olmayan bir çağrışımla, yani ‘Signifikant’ eksikliğiyle belirlenmiştir. Bundan çıkarak Lacan; ‘ Kadın yoktur’ der. Tabi ki biyolojik bir organizma olarak kadın vardır ama seksüellikteki pozisyonuyla belirlenme eksikliği vardır. Bununla kadın, anlatılamaz, elle tutulamaz ve adlandırılamaz. Böylece Phallus’un ‘signifikant’lıyla, ‘signifikant olamayanın’ ilişkisinin mümkün olması imkansız gibi görünmektedir.

Bu nedenle Lacan’ın sık sık tekrarladığı formül; ‘seksüel ilişki yoktur’, insanları şaşkına çevirir. […] Kadınla erkek arasındaki seksüel ilişki ne doğal, ne içgüdüsel, ne de biyolojiktir, aksine o sembol olarak yapılandırılmış olandır. Bu iki elementin temelde birbirlerinden son derece ayrı özellikleri var, erkeğin Phallus’u olumlu yönde gelişirken, bu kadında ancak olumsuz gelişebilir. Bu iki pozisyon arasında belki de var olan eşitsizlik kooperatifleşmiş bir alış verişle dengede tutulamaz. Bunun yerine sürekli var olagelen bir asimetri onları anlaşmazlıklara götürür, ayrıca karşındakini hayal kırıklığına uğratan tutku yapısını oluşturur. Erkeğin tutkusu obje petit tarafından, yani sembolik düzenin par ekselans objesi tarafından ateşlenir. Onun seksle olan ilişkisi başka bir kişiye yönelik değildir, mastürbasyon fantezisidir. Kadının tutkusu ise aslında zaman, zaman var olmayan Phallus’un sembolik yapısına yöneliktir. Böylece erkeğini kişi olarak değil, Phallus’un temsilcisi olarak seçer. Bu iki tutku yapısının arasını bulmak imkansızdır. Böylece her ilişki yalnız görünüşte vardır…” S.80
Tam da diyordum ki; ‘bu ne yahu? İyi ki gençliğimde bunları okumamışım’ biraz ilerde aşağıda ki satırları buldum.
[kirmizikutu]“…1974 ve 1975’de Lacan’ın merkez kuram elementleri olan sembol düzenini kuşku ile yorumlayan feministler, gerçeğin değer kazanması (sembollerin değil) için çalışırlar. […] Acaba Lacan bu eleştirilerden sonra mı sembol incelemelerini bir kenara bırakıp gerçeğe (dem Realem) yöneldi. Bence çizgisel konseptin etkisinden kurtulabilmek için bu iki ‘tek taraflılıktan’ vazgeçilmeli […] ki yeniliklerin yolu açılabilsin, Lacan’ın psikanalitik uygulamalarında istediği de buydu zaten…”S114[/kirmizikutu]
Demek ki Lacan sembolleri bırakabilmiş. Benim de ne sembolü birader, seks, sekstir diyesim gelmişti. Gücüm kalırsa bu bölümü bir de Zizek'ten çevirmeye çalışacağım.


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

10 Ağu 2010, 23:03

Çevrimdışı
 Re: KADIN YOKTUR
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 08 Ağu 2010, 20:05
Mesajlar: 306
Yaş: 44
 Profil Özel mesaj gönder  
sen biraz zizek çevir lütfen...


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

10 Ağu 2010, 23:13

Çevrimdışı
 Re: KADIN YOKTUR
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2973
Yaş: 67
 Profil Özel mesaj gönder  
Buyur Cüneyt'ciğim:

Şimdi aynı konuyu bir de Zizek’ten okuyalım, oldukça kısa geçmiş:
(Phallus olduğunu ima etmek için yapma bir penisi üzerinde taşıyan bir kadın hastasından esinlenen Lacan'ın düşüncelerini aşağıda ki gibi anlatmış)
“…Lacan çifte aldatabilmeyi anlatabilmek için, tarihte iki ressamın yarışını anımsatır. Zeuxis ve Parrhasios, en inandırıcı hayali resmetmeliler. Zeuix gerçeğe en yakın üzümleri resmettiği için kuşlar üzümleri yemeye gelirler ama yarışı Parrhasios kazanır. Odasına bir perde resmi yapmıştır. Onu ziyarete giden Zeuix; ‘aç şu perdeyi de yaptığını görelim’ der. […]
Lacan için bu tamda kadının kılık değiştirmesidir.
[…] Bir erkek kendisinin kadın olduğuna başkalarını inandırabilir. Bir kadınsa gerçekten ne ise o olduğuna inandırabilir. […] [kirmizikutu]Phallus’un statüsü Mimikry’dir (kendini savunabilecek durumda olan bir hayvanın vücudunu gerektiğinde savunmasız bir hayvanın şekline sokabilmesi).[/kirmizikutu][…] Bu durum Lacan’ı sapıklıkla ilgilenmeye (Perversion)yöneltir. Lacan, sapığı onun yaptıklarıyla açıklamaz. Ona göre sapık, kendisini gerçek ve konuşmayla ilişkilendirir. [kirmizikutu]Sapık, kendisini doğrudan büyük diğerle ilişkide olma hakkına sahip görür (Tanrı, tarih veya partneri) ve bununla dilin çifte anlamını ortadan kaldırarak, büyük diğerin araçlarıyla aksiyondadır. Bu anlamda Osama bin Laden ve Başkan Bush, siyasi düşmanlar olsalar da, bünyelerinde bir sapığın yapısını taşırlar. İkisi de davranışlarının tanrının tarafından düzenlendiğini ve yönlendirildiğine inanarak hareket ederler…”[/kirmizikutu]
S. 153

Zizek sadece kitabın son bölümünde; Politikanın sapık öznesi, adı altında bu konuya değinmiş. Henüz kitabı bitirmedim. Bu kısa açıklama yeterli olmayabilir. Zizek'in bu konuyu işlediği başka yazıları mutlaka vardır.


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

10 Ağu 2010, 23:20

Çevrimdışı
 Re: KADIN YOKTUR
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 08 Ağu 2010, 20:05
Mesajlar: 306
Yaş: 44
 Profil Özel mesaj gönder  
Bu arada elbette yazını pek beğendim ve ilk fırsatta itiraz edeceğim (İskra'ya)


En son cuneyt kose tarafından 10 Ağu 2010, 23:24 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

10 Ağu 2010, 23:24

Çevrimdışı
 Re: KADIN YOKTUR
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 08 Ağu 2010, 20:05
Mesajlar: 306
Yaş: 44
 Profil Özel mesaj gönder  
eline sağlık teşekkür ederim...


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

11 Ağu 2010, 08:56

Çevrimdışı
 Re: KADIN YOKTUR
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kayıt: 20 Haz 2010, 00:25
Mesajlar: 289
 Profil Özel mesaj gönder  
En başta şunu söyleyelim: bu metin Lacancı bir çözümleme iddiasında değil. Lacan'ın bir sözünden hareketle/bahaneyle evrimsel biyolojinin soyoluşçu bakışıyla bir çözümleme yapıyor. Bu anlamda Lacan'ın o cümleyi neden söylediği de aslında çok önemli değil ki Lacan'ın tüm metinlere yaptığını Lacan'ın kendisine yaptığını da öne sürebiliriz. (Lacan özellikle göstergebilim, yapısalcılık vb pek çok akımın kavramlarını özellikle çarpıtmış bir tür Derrida'cı dekonstrüksiyon/yapıbozumu uygulamıştır. Ve hatta Cüneyt'in bana "iskra Lacan okumalı" demesine benzer Lacan'a da "Lacan Saussure'ı ya hiç bilmiyor ya da hiçbirşey anlamamış, Lacan Saussure okumalı eleştirisi yapılmıştır!!!)

Yine de -özellikle Serap Hanımın alıntılarına baktığımızda- metnin yorumunun Lacancı yorumdan çok da ayrı olmadığı gözükmektedir.

Dikkat edilirse metin Zizek ya da Lacan bölümüne değil, Evrim Teorisi bölümüne konmuştur. Tekrarlıyorum metin Lacan tartışmak için yazılmadı ve bu Lacan tartışması metnin asıl tezlerini görmeye engel olmaktadır.

Bu yazı evrim makalelerinin 7.cisiydi. Bunların her biri diğerini destekleyen devam yazılarıdır. Cüneyt Köse'ye yazıların tamamını okuduktan sonra yanıt vermesini salık veririm.


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

11 Ağu 2010, 09:01

Çevrimdışı
 Re: KADIN YOKTUR
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kayıt: 20 Haz 2010, 00:25
Mesajlar: 289
 Profil Özel mesaj gönder  
cuneyt kose yazdı:
''Burada “sapık” sözcüğünü klinik anlamda yani –Psikanalizin tanımıyla- imkansız olan Büyük Öteki’nin hazzına ulaşmak isteyen kişi şeklinde tanımlamıyoruz. Sapıklık aslında bir sapmadır. Örneğin kişi aşık olduğu kişi için kendi hayatını çekinmeden verebilir. Freud’a göre cinselliğin bizzat kendisi “sapıklık”sa o zaman da cinsel ilişki isteyen, talep eden hayal eden, yapan vb. tüm erkekler “sapık”, bunu isteyen tüm kadınlarsa “orospu” olmalıdır. Fakat evrimsel biyoloji kadın için geçerli olan şeyin erkek içinde geçerli olmadığını göstermektedir.''

Iskra Bey Lacan okumalı biraz...


Sapkın kişi Öteki'nin zevkini taklit eden, ona öykünendir. Ötekinin zevki hiçbir zaman ulaşılamayacak olan maksimum doyumdur. J. D. Nasio (J. Lacan'ın Kuramı Üzerine 5 Ders)


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 77 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Culture and Art Other


XHTML 1.0 Standartlarina Uygundur!  CSS 2.1 Standartlarina Uygundur!  Foruz