Giriş |  Kayıt

Hoşgeldiniz

Felsefe Forumuna Hoşgeldiniz.
Felsefe ,Psikanaliz,Varoluşçu Psikoterapi,Sanat ile ilgili konu ve tartışmalara buradan ulaşabilirsiniz.

Felsefe Forumu Sohbet Odası açılmıştır
Sn Misafirler,üye olmanız halinde"aktif başlıkları göster" butonu eklenecektir.
Foruma yeni başlayanlar için tanıtım kılavuzunu okuyun..
Felsefe forumu 17.Nisan 2009 tarihinde kuruldu.

Kardeş sitelerimiz Varoluşçu Psikoterapi ve Freud ve Psikanaliz 'i ziyaret ettiniz mi?

Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 

25 Nis 2009, 11:53

Çevrimdışı
 Ölümle Yüzleşmek-Irwin Yalom
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2226
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Irwin Yalom "güneşe bakmak ölümle yüzleşmek" -kabalcı yayınları 2008

Her insan ölümden kendi tarzında korkar.Bazı insanlar için ölüm anksiyetesi hayatın arka planındaki müziktir ve her etkinlik o anın bir daha asla gelmeyeceğini düşündürürEski bir film bile içindeki bütün aktörlerin artık toprak olduğunu düşünmeden edemeyenler üzerinde çok güçlü bir etki bırakır.

Bazı insanlar için anksiyete daha gürültücü,daha zaptolunmazdır ve sabahın üçünde patlayarak kişiyi ölüm hayaletinin karşısında nefes alamaz halde bırakır.Bu insanlar etraflarındaki herkes gibi kendilerinin de yakında öleceği düşüncesiyle kuşatılırlar.

Yaklaşan ölümle ilgili bir fantazi bazı insanların peşini bırakmaz:kafalarına doğrultulmuş bir silah,Nazi idam mangası,üzerlerine doğru gelen bir lokomotif,köprüden veya gökdelenden düşmek gibi.

Ölüm senaryoları daha göz kamaştırıcı biçimler de alabilir:tabutta kilitli kalmak,burun delikleri toprakla dolu bir şekilde ölü,ama her şeyin farkında olarak karanlıkta sonsuza dek uyanık bir şekilde yatmak;başka biri,sevdiği bir insanı bir daha görmemek,duyamamak ya da ona dokunamamaktan korkar,bütün arkadaşları yukarıdayken toprak altında olmanın acısını hisseder. Ailesine,arkadaşlarına,kendi dünyasına neler olacağını hiç bilmese de hayat tıpkı daha önce olacağı gibi devam edecektir.

Hepimiz her gece uykuya dalarken ya da anestezi altında bilincimizi kaybederken ölümü tadarız.Yunan sözcük dağarcığında ölüm ve uyku,yani Thanatos ve Hypnos ikiz kardeştir.Çekoslavak varoluşçu yazar Milan Kundera da unutma edimiyle ölümü önceden tattığımızı ileri sürer.Çoğu insanı ölüm konusunda dehşete düşüren şey geleceğin değil,geçmişin kaybıdır.Aslında unutma davranışı hayatın her zaman içinde var olan bir ölüm biçimidir."

Çoğu insan içinölüm anksiyetesi açık,kolayca tanınabilir ama stres yaratan bir durumdur.Bununla birlikte diğer insanlar için ölüm korkusu gizli ve örtülüdür,başka semptomların ardına gizlenir ve yalnızca keşif hatta kazı işlemiyle tanımlanır.


Değerli okurlar ,varoluşçu psikoterapinin temel anksiyete kaynağı olarak gördüğü ölüm korkusunu irdelemek üzere bu başlığı açtım.Yalom'un son kitabı "güneşe bakmak-ölümle yüzleşmek"ten bazı alıntılar ile konuya giriyorum.Amacım ölüm korkusunu her birimizin karşısına çıkarken giydiği değişik kıyafetlerden soyundurmak, gözlerimize çıplak gerçekliğiyle görünmesini sağlamaktır.

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


iletişim: cangungen@gmail.com


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

25 Nis 2009, 11:55

Çevrimdışı
 Re: Ölümle Yüzleşmek-Irwin Yalom
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2226
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Kimi insanlar, anksiyete nöbetleri geçiren otuz iki yaşındaki bir kadından gelen elektronik postada ifade edildiği gibi ölümün kaçınılmazlığı konusuyla boğuşuyor.

Sanırım en güçlü duygular ölecek olanın Yaşlı-Bayan-Ben veya Ölümcül-Hasta ve Ölmeye –Hazır –Ben değil de BEN olduğum gerçeğini fark etmemden kaynaklanıyor.Sanırım ölümü hep kaçamak olarak düşündüm,mutlaka olacak bir şey değil de,belki olabilecek bir şey gibi gördüm.Güçlü bir panik nöbetinden sonra haftalarca ölümü her zamankinden daha yoğun bir şekilde düşündüm ve artık biliyorum ki ölüm belki olabilecek bir şey değil.Korkunç bir hakikati fark ettiğimi ve bundan asla geri dönemeyeceğimi hissettim.

Bazıları korkularını daha ileri götürüp dayanılmaz bir sonuca varırlar:ne dünyalarının ne de onlara dair abıların hiçbir yerde var olmayacağına inanırlar.Sokakları,aile toplantıları,anne babaları,çocukları,yazlıkları,liseleri,en sevdikleri kamp yerleri-hepsi onların ölümleriyle birlikte yok olacaktır.Hiç bir şey sabit,hiçbir şey kalıcı değildir.Böylesine çabuk kaybolan bir hayatın nasıl bir anlamı olabilir ki?Mektup şöyle devam ediyor.

Birden anlamsızlığın farkına vardım-yaptığımız her şeyin nasıl unutulmaya mahkum olduğunu,gezeğenin sonunda öleceğinin.Anne babamın,kardeşlerimin, arkadaşlarımın ölümünü hayale ettim.Sık sık hayali ya da varsayıma dayalı birinin değil de,BENİM kafatasımın ve kemiklerimin bir gün bedenim içinde değil de dışında olacağını düşünüyorum.Bu düşünce insanı allak bullak ediyor.Bedenimden ayrı bir varlık olma fikri bana pek uymuyor ve kendimi yok olmayan ruh fikriyle teselli edemiyorum.

Bu genç kadının sözlerinde birkaç ana tema var:ölümünün onun için kişisel hale gelmesi,ölümün artık belki olabilecek bir şey veya yalnızca başkalarının başına gelen bir şey olmaması,ölümün kaçınılmazlığının bütün hayatı anlamsız hale getirmesi.Fiziksel bedeninden ayrı olarak var olan ölümsüz ruh fikrinin pek mümkün olmadığını düşünüyor ve ölümden sonra hayat kavramıyla bir rahatlığa ulaşamıyor.Aynı zamanda ölümden sonra bilinçsizlik fikrinin doğum öncesi bilinçsizlikle aynı şey olup olmadığı sorusunu da ortaya atıyor.

ölümle yüzleşmek s.20-21

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


iletişim: cangungen@gmail.com


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

25 Nis 2009, 11:56

Çevrimdışı
 Re: Ölümle Yüzleşmek-Irwin Yalom
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2226
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Alıntı:
sevgili Dr.Can bey çalışmalarınız için çok teşekkürler.Size birkaç sorum olacak.

1.insanın temel anksiyete kaynağı ölüm korkusu ise sizce nasıl bir süreç içerisinde temel anksiyete kaynağı üst üste katmanlarla kaplanarak şekil değiştiriyor
2.Yetişkin olupta temel anksiyete kaynağını şekil değiştirmemiş şeklinde yaşayanlar varmıdır?
3.Olumlu aktarım olgusunun ölümle ilişkisi nedir?

şimdiden teşekkürler



Sevgili Barış,ilk iki sorunuzla ilgili fikir beyan edeyim,sonuncusunu tam anlamadım zira.Ölüm korkusu başka bir korkunun türevi olmayan -olmaya ihtiyaç duymayan derin bir hakikate ait korkudur.O yüzden değil midir ki büyük dinler ölüm korkusunu kullanarak taraftar toplamaya çalışır.Tanrıdan duyulan korku büyük ölçüde ölüm anı ve ölümden sonrası ile ilgili kabuslar ile bağlantılı bir korkudur.Keza günümüzde korku filmlerinin dolaylı anlatım yollarını bırakarak dolaysız olarak ölüme ve ölürken çekilen acıya odaklandığını görüyorum.

Ölüm korkusu bizi yaşama sıkı sıkı tutunmaya iter.Yaşamda başarılı olmamız,varlığımızı ölümden çok uzak görecek-görülecek şekilde ilgi odağı haline getirmemiz ölümü belirsiz-uzak bir geleceğe doğru ertelemeye ve unutmaya hizmet eder.Ansızın gerçkeleşen genç ölümlerden sonra ,ölen gencin mutlu bir anında çekilmiş fotoğrafı ortaya çıkar bilirsiniz ve yaşama doyamadığından-öleceğinin akla gelemediğinden söz edilir.Arkadaşları,ailesi olan bitenlere inanmakta zorluk çekerler.Oysa çevresince başarılı görülmeyen,içe kapalı ,sorunlu birisi için aynı terimler kullanılmaz.

İşte hayatta önemli olmak-değerli olmak-başarılı olmak-cazibe merkezi olmak insanı oyalar ve hayat macerasının-romanının daha başlarında-ortalarında olduğu hissini yaratır.Oysa başarısızlık anlamına gelen haller romanın sonuna yaklaştığımız intibaı uyandırır.Konu bittiğinde ,merak edilecek bir şey kalmadığında hayat romanının uzamasına gerek kalmaz. Okuyucu sıkılır ve kitabı kapatır.Bundan sonra sayfalarda yalnızca bekleme ve çürüme vardır. O yüzden romanı canlı tutmaya çalışırız.Yeni atılımlarla,mesleki ve sosyal başarılarla hikayemizin devam etmesini sağlarız.Ufakta olsa her başarısızlık bize elimizdekileri giderek kaybedeceğimiz korkusunu hissettirir

İkinci sorunuza gelince..Ölüm korkusunu doğrudan yaşayan o kadar çok insan var ki çevremizde.Aslında doğrudan veya dolaylı ölüm korkusunu yaşamak bir bilinç meselesi.Eğer farkındalığınız artmış ise ölümün varlığını zaten her yerde hissedersiniz. Önüne geçilemeyen yaşlanma, unutma, eski heyecan-ilgi alanlarınızın kayboluşu, eski dostlarınızın-aile fertlerinin kaybı veya sizden uzaklaşması-okul mezuniyet tarihinizin giderek eskimesi-geçmişe ait anılarınızın neredeyse ansiklopedik boyuta ulaşması, eski dostların yüzlerini unutmaya başlayışınız,eski televizyon programları,eskimiş kitaplar,eski oturduğunuz semtin, dolaştığınız mekanların değişmesi...

Doğrudan ölüm korkusunu herhalde en açık biçimde panik atak hastalarında görüyoruz.Ölüm fikrinin bu hastalıkta takıntı haline geldiğini biliyoruz.Hipokondria hastalarında da (hastalık hastalığı) ölüm korkusu çok belirgin.Sürekli bir yerinde kanser çıkacağı korkusuyla sürekli check-up yapan hastalar o kadar çok ki.Son zamanların popüler akımı "anti-aging" ile uğraşanların,son önerilenleri tıpatıp uygulamaya çalışanlarda görünür zeminin altında ölüm korkusunun olduğunu düşünüyorum.

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


iletişim: cangungen@gmail.com


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

25 Nis 2009, 11:59

Çevrimdışı
 Re: Ölümle Yüzleşmek-Irwin Yalom
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2226
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
ÖLÜM KORKUSU BAŞKA BİR ŞEYİN DUBLÖRÜ DEGİLDİR

Psikoterapistler genelde hatalı bir şekilde, açık ölüm korkusunun gerçekte ölümün kendisiyle ilgili bir kaygı olmayıp başka bir problemi maskelediğini düşünürler. Yirmi dokuz yaşındaki emlak uzmanı Jennnifer'ın başına gelen de buydu. Hayatı boyunca geceleri gelen panik atakları önceki terapistleri tarafından gerçek anlamıyla ele alınmamıştı. Jennifer geceleri sık sık ter içinde, gözleri tamamen açık bir şekilde uyanıyor, kendi ölümüyle ilgili düşünceler karşısında tir tir titriyordu. Kendisinin yok olduğunu, sonsuza dek karanlıkta sendelediğini, yaşayan dünya tarafından tamamen unutulduğunu düşünüyordu. Sonunda her şey mutlaka yok olacaksa hiçbir şeyin gerçekten anlamlı olmadığını kendine söylüyordu.

Bu tür düşünceler çocukluğundan beri peşini bırakmıyordu. Beş yaşındayken yaşadığı ilk epizodu canlı bir şekilde hatırlıyordu. Ölüm korkusuyla anne babasının yatak odasına koşmuş, annesi ona hiç unutmadığı iki şey söyleyerek rahatlatmıştı:

"Önünde uzun bir hayat var ve bunları şimdi düşünmenin bir anlamı yok."

"iyice yaşlanıp ölüme yaklaştığında, ya huzur içinde olacaksın ya da hasta; her iki durumda da ölümü iyi karşılayacaksın. "


Jennifer hayatı boyunca annesinin bu rahatlatıcı sözlerine güvendi ve atakları iyileştirmek için de ilave stratejiler geliştirdi. Kendi kendine ölümü düşünüp düşünmemenin onun seçeneği olduğunu hatırlatıyordu. Veya iyi deneyimleriyle ilgili anılarını -çocukluk arkadaşlarıyla gülüşmelerini, kocasıyla Rockies'de yürürken ayna gibi göllere ve ince, uzun bulutlara hayranlıkla bakmasını, çocuklarının güneşten yanmış yüzlerini öpüşünü- hatırlamaya çalışıyordu.

Ama yine de ölüm korkusu başına bela olmaya devam etmiş ve mutluluğunun çOğunu alıp götürmüştü. Birkaç terapiste danışmıştı, ama fazla yardımlarını görmemişti. Çeşitli ilaçlar atakların yoğunluğu¬nu hafifletmiş, ama sıklığını azaltmamıştı. Terapistleri onun ölüm korkusuna hiç odaklanmamışlardı, çünkü bunun başka bir kaygının yerine geçtiğine inanıyorlardı. Ben önceki terapistlerin hatalarını tekrarlamamaya karar verdim. Kafalarının ]ennifer'ın beş yaşında görmeye başladığı güçlü bir şekilde yinelenen rüyalarla karıştığına inanıyorum.

"Bütün ailem mutfakta. Masada bir kase solucan var. Babam beni onları avcuma alıp sıkmam ve içlerinden çıkan sütü içmem için zorluyor"

Danıştığı her terapiste göre sütlerini çıkarmak için solucanları sıkmak anlaşılır bir şekilde penis ve meni anlamına gelmişti; sonuç olarak her biri babası tarafından cinsel tacize uğrayıp uğramadığını sorgulamıştl. Benim ilk düşüncem de bu yönde oldu. Ama ]ennifer'ın bu tür soruların terapiyi nasıl yanlış yöne götürdüğünü söylemesiyle bu düşüncemden vazgeçtim. ]ennifer'ın babası son derece ürkütücü ve sözel anlamda tacizkar olsa da ne ]ennifer ne de kız kardeşleri herhan¬gi bir cinsel taciz olayı hatırlamıyordu.

Önceki terapistlerinin hiçbiri ölüm korkusunun her an var oluşunun ciddiyetini ve anlamını incelememişti. Bu sık rastlanan hata çok saygın bir geleneğe dayanıyor, kökleri psikoterapinin ilk yayınına, Freud ve Breuer'in 1895'teki Histeri çalışmaları'na kadar uzanıyor. Metnin dikkatle okunması sonucunda ölüm korkusunun Freud'un hastalarının hayatlarına hakim olduğunu görüyoruz. Freud'un, nevrozun kökenlerinin çeşitli bilinçdışı, ilkel, içgüdüsel güçler arasındaki çatışmaya dayandığını açıkladığı daha sonraki yazıları olmasa, ölüm korkusunu incelememiş olması şaşırtıcı olabilirdi. Freud, bilinçdışın¬da bir temsili olmadığı için ölümün nevrozun oluşumunda bir rol oynayamayacağını yazmıştır. Bunun için iki neden öne sürüyordu: bi rincisi, ölümle ilgili kişisel bir deneyimimiz yoktur ve ikincisi, var olmayışımızı düşünmek bizim için mümkün değildir.

Freud I. Dünya Savaşı sonrasında yazdığı "Ölüme Karşı Tutumlarımız" gibi kısa ve sistematik olmayan makalelerinde ölüm hakkında oldukça etkileyici ve bilgece yazmış olmasına rağmen ölümü, geleneksel psikanalitik kurarn içinde Robert lay Lifton'ın ifadesiyle, "etkisiz hale getirmesi,,sonraki kuşak terapistleri büyük ölçüde etkilemiş, odak noktasını ölümden uzaklaştırarak, ölümün bilinçdışında temsil ettiğine inandıkları şeye, özellikle terk edilme ve kastrasyon korkusuna yöneltmelerine neden olmuştur. Gerçekten de geçmişe yapılan psikanalitik vurgunun, gelecek ve ölümle yüzleşmekten geri çekilme olduğu iddia edilebilir.

Jennifer'la çalışmamın en başından itibaren ölüm korkularını açık¬ça incelemeye giriştim. Hiç dirençle karşılaşmadım: Jennifer çalışmaya hevesliydi ve Varoluşçu Psikoterapi adlı kitabımı okuduğu ve hayatın varoluşsal gerçekleriyle yüzleşrnek istediği için beni görmeyi seçmişti. Terapi seanslarımız onun ölümle ilgili düşünceleri, anıları ve fantezileri üzerine yoğunlaştı. Ölüm panikleri sırasında düşüncelerini ve rüyalarını dikkatle not almasını istedim.

Fazla beklemesi gerekmedi. Yalnızca birkaç hafta sonra Nazi dönemine dair bir film seyrettikten sonra ciddi bir ölüm paniği yaşadı. Filmde tasvir edilen hayatın mutlak gelgeçliği onu derinden sarsmıştı. Masum rehineler keyfi bir şekilde seçilip öldürülüyordu. Tehlike her yerdeydi: hiçbir yer güvenli değildi. Çocukluğunda yaşadığı evle ilgili benzerlikler onu çok etkilemişti: babasının öngörülemeyen öfke epizotlarının yarattığı tehlike, saklanacak bir yer olmadığı ve kurtuluşu yalnızca görünmezlikte -yani olabildiğince az şey söyleyip az şey isteme- arama hissi.

Kısa süre sonra çocukluğunda yaşadığı evi yeniden ziyaret etti ve önerdiğim gibi anne babasının mezarında meditasyon yaptı. Bir hasta¬dan mezarda meditasyon yapmasını istemek? radikal bir şeymiş gibi görünebilir, ama Freud 1895'te hastalarına aynı talimatları verdiğini anlatıyor. ]ennifer babasının mezarının başında dikilirken birden onunla ilgili garip bir şey aklına gelmişti: "Mezarda ne kadar üşüyordur."

Bu garip düşünce üzerine konuştuk. Sanki çocukluğunda ölümle ilgili düşündüğü akıl dışı öğeler (örneğin, ölünün soğuğu hissedebilmesi), imgeleminde yetişkin akılcılığıyla yan yana bulunuyor gibiydi.
Bu seanstan sonra eve giderken çocukluğunda popüler olan bir şarkı aklına geldi ve söylemeye başladı. Bütün sözlerini hatırlayabilmesine çok şaşırmıştı:

Bir cenaze arabası geçerken hiç düşündün mü, Sırada senin olabileceğini?
Seni büyük beyaz bir çarşafa sarıp
Yerin bir buçuk metre altına gömeceklerini. Seni büyük siyah bir kutuya koyarlar,

Üzerini toprak ve taşla doldururlar, Bir hafta her şey yolunda gider,
Ve sonra tabut sızdırmaya başlar! Solucanlar girer, solucanlar çıkar,

Solucanlar burnunda oyun oynar. Gözlerini yerler, burnunu yerler,
Ayak parmaklarının arasındaki pelteyi yerler. Yuvarlak gözlü bir solucan,
Karnına girer ve gözlerinden çıkar,
Karnın yapışkan yeşile döner,
Irin krema gibi dışarı akar.

Bir dilim ekmeğe sürersin,
Işte öldükten sonra yediğin budur.


Şarkıyı söylerken ablalarının (Jennifer en küçükleriydi) onun gözle görülür, elle tutulur sıkıntısına aldırmadan bu şarkıyı tekrar tekrar söyleyerek ona nasıl takıldıklarına dair anılar aklına geldi.
Bu şarkıyı hatırlamak Jennifer için solucanların sütünü içmesiyle ilgili yinelenen rüyasının seksle değil, çocukluğunda yaşadığı ölüm, tehlike ve emniyet eksikliği hissiyle ilgili olduğunu anlamasını sağlayan bir aydınlanma noktası oldu.
Çocukluktaki ölüm düşüncesini dondurulmuş bir gerçeklik gibi sakladığı içgörüsü, terapide Jennifer'a yeni bakış açıları sağladı.

ÖRTÜLÜ ÖLÜM ANKSİYETESİ

Örtülü ölüm anksiyetesini açığa çıkarmak için bir hafiye gerekebilir, ama terapide olsun olmasın genellikle herkes kendisi üzerinde düşünerek bu örtüyü açabilir. Ölüm düşünceleri, bilinçli zihninizden ne kadar gizlenmiş olursa olsun rüyalarınıza sızabilir. Her kabus, ölüm anksiyetesinin tutulduğu yerden çıkıp kişiyi tehdit ettiği bir rüyadır.
Kabuslar uyuyan kişiyi uyandırıp hayatını risk altındayken be tim¬ler, kişi hayatını kurtarmak için bir katilden kaçıyordur veya yüksek bir yerden düşüyordur veya ölümcül bir tehditten saklanıyordur ya da gerçekten ölüyordur.
Ölüm rüyalarda genellikle sembolik biçimde görünür. Örneğin gastrit problemleri ve mide kanseriyle ilgili hipokondriyak kaygıları olan orta yaşlı bir adam rüyasında egzotik bir Karayip adasına giden bir uçakta ailesiyle birlikte olduğunu görebilir. Sonraki sahnede kendisini mide ağrısıyla iki büklüm olmuş yatarken görür. Dehşet içinde uyanıp uçakta olmamasının ve egzotik geziyi kaçırmasının anlamını kavrar; mide kanserinden ölmüştür ve hayat onsuz devam ediyordur. Son olarak, belirli yaşam olaylarının neredeyse her zaman ölüm anksiyetesini uyandırdığını söylemeliyim: örneğin ciddi bir hastalık, bir yakının kaybı, kişinin temel güvenliğine yönelik engellenemez büyük bir tehdit - tecavüze uğramak, boşanmak, üzerine ateş edilmesi, soyulmak. Bu tür olaylar hakkında düşünmek genellikle açık ölüm korkularının ortaya çıkışıyla sonuçlanır.


(Yalom,Güneşe bakmak ölümle yüzleşmek s.22-28)

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


iletişim: cangungen@gmail.com


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

25 Nis 2009, 12:00

Çevrimdışı
 Re: Ölümle Yüzleşmek-Irwin Yalom
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2226
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Gizli ölüm Anksiyetesi

Şimdi Massachusetts'de yaşayan kırk dokuz yaşındaki Ingiliz terapist ]ulia, iki haftalık Kalifomiya ziyareti sırasında önceki terapisinde direnç gösteren bir problemine yardımcı olmam için benimle görüşmek istedi. Yakın bir arkadaşının iki yıl önceki ölümünün ardından Julia arkadaşının ölümünün üstesinden gelmeyi başaramadığı gibi hayatını ciddi şekilde engelleyen bazı semptomlar geliştirmişti. Tam bir hipokondriyak olmuştu: en ufak bir ağrı veya kasılma onu telaşlandırıyor ve doktorunu aramasına neden oluyordu. Dahası buz pateni, kayak, dalma veya en ufak bir risk taşıyan eski faaliyetlerinden çoğunu yapmaya korkuyordu. Araba kullanırken bile rahatsız olmaya başlamış, Kalifomiya'ya gelmek için uçağa binmeden önce Valium alması gerekmişti. Öyle görünüyordu ki arkadaşının ölümü üstü hafif şekilde örtülmüş, önemli derecede ölüm anksiyetesini başlatmıştı.

Ölümle ilgili fikirlerinin geçmişini açık ve gerçekçi bir şekilde almaya başladığımda öğrendim ki, çoğumuz gibi onun da ölümle ilk karşılaşması çocukken ölü kuşlan ve böcekleri görmesi ve büyükanne ve büyükbabasının cenazelerine katılmasıyla olmuştu. Kendi ölümünün kaçınılmazlığını ilk olarak ne zaman fark ettiğini hatırlamıyordu, ama ergenlik çağında bir iki kez kendi ölümünü düşündüğünü hatırlıyordu: "Altımda bir kapağın açılması ve sonsuza dek karanlığa düşmek gibiydi. Sanırım oraya bir daha gitmemeye çok dikkat ediyorum." "]ulia," dedim. "Sana basit bir soru sorayım. Ölüm neden bu kadar korkutucu? Ölüm hakkında seni korkutan şey tam olarak ne?" Hemen yanıt verdi, "Yapmadığım her şey." "Nasıl yani?" "Sana bir ressam olarak geçmişimi anlatmam lazım. En başta ressam olmak istiyordum. Herkes, bütün öğretmenlerim çok yetenekli olduğumu söylerdi. Ama küçükken ve ergenlik çağında kazandığım bütün övgülere rağmen psikolojiye karar verince resmi bir kenara bıraktım." Sonra söylediklerini düzeltti. "Hayır, bu tam olarak doğru değiL. Tamamen bir kenara bırakmadım. Sık sık desen ya da yağlıboya tablo yapmaya başlıyorum, ama hiç bitirmiyorum. Bir şeye başlıyorum, sonra çekmeceye kaldırıyorum. Dolabım bitmemiş işlerle dolu." "Neden? Eğer resim yapmayı bu kadar seviyor ve projelere başlıyorsan onları bitirmene engel olan nedir?" "Para. Çok meşgulüm ve terapi bütün zamanımı alıyor." "Ne kadar para kazanıyorsun? Ne kadar paraya ihtiyacın var?" "Şey, pek çok insan çok kazandığımı söyler - haftada en az kırk saat, bazen daha fazla hasta görüyorum. Ama özel okula giden çocuklarımın masrafı çok yüksek." "Ya kocan? Onun de terapist olduğunu söylemiştin. O da senin kadar kazanıyor mu?" "o da aynı sayıda, bazen daha fazla hasta görüyor ve daha fazla kazanıyor - zamanının çoğunda nöropsikolojik testler yapıyor, bu daha da karlı." "Demek ki kocanla birlikte ihtiyacınız olduğundan daha fazla para kazanıyorsunuz. Ama bana paranın sanatını sürdürmene engel olduğunu söylüyorsun?" "Şey, konu para, ama garip bir şekilde. Kocam ve ben her zaman kimin daha çok kazandığı konusunda bir rekabet içindeyiz. Bu açıkça kabul edilen, belirgin bir yarışma değil, ama her zamanböyle bir rekabet olduğunu biliyorum."

"Peki, sana bir soru sorayım. Diyelim ki ofisine bir danışan geldi ve çok yetenekli oldugunu, yaratıcılıgını ifade etmek için kıvrandıgını, ama daha fazla para kazanmak -ihtiyacı olmayan parayı kazanmak için kocasıyla rekabet ettiğinden resim yapamadıgını söylüyor. Ona ne derdin?" ]ulia'nın bazı heceleri yutan ıngiliz aksanıyla hemen verdigi yanıt hala kulaklarımdadır. "Ona saçma sapan bir hayat yaşıyorsun, derdim." O halde ]ulia'nın terapide yapacagı şey daha az saçma bir hayat yaşamanın yollarını bulmaktan ibaretti. Evliligindeki rekabeti ve masasındaki ve dolaplarındaki bitmemiş desenlerin anlamını inceledik. Örnegin, dogumdan ölüme kadar uzanan düz çizginin etkisini azaltacak şekilde davranmanın alternatif bir kader fikri olup olmayacagını düşündük. Ya da çalışmalarını bitirmemesinin ve böylece yeteneginin sınırlarını test etmemesinin bir karşılıgı olabilir miydi? Belki de eger yalnızca isterse harika şeyler yapabilecegi inancını sürdürmek istiyordu. Belki de istese büyük bir ressam olabilecegi fantezisinde çekici bir şey vardı. Belki de hiçbir resim çalışması onun kendisinden bekledigi düzeye ulaşamıyordu.

Julia özellikle bu son düşünceye tepki verdi. Kendisinden hiçbir zaman tatmin olmuyordu ve kendisini, sekiz yaşındayken okuldaki karatahtada ezberledigi bir düsturla zorluyordu. Iyi, daha iyi, en iyi Hiç bırakma rahat Iyi, daha iyi ve daha iyi, en iyi olana kadar. Julia'nın hikayesi ölüm anksiyetesinin kendini gizlice gösterme yollarına verebilecegim örneklerden biri. Terapiye, ölüm anksiyetesinin üstünde örümcek ağı kadar ince bir örtü oluşturan bir dizi semptomla gelmişti. Bundan başka, Alice'in durumunda olduğu gibi, semptomları ona yakın olan birinin ölümünden, onu kendi ölümüyle yüzleştiren bir uyanma deneyimi olarak hizmet eden bir olaydan sonra ortaya çıkmıştı. Terapi hızla ilerledi ve yalnızca birkaç seans sonra üzüntüsü ve korkulu davranışları çözüldü, hayatını yetersiz ve tatmin edici olmayan şekilde yaşamasıyla doğrudan mücadele etmeye başladı.

"Ölümün tam olarak nesinden korkuyorsun?" sorusunu danışanlarıma sık sorarım, çünkü genellikle terapi çalışmasını hızlandıran çeşitli yanıtlar ortaya çıkarır. ]ulia'nın yanıtı -"Yapmadığım her şey"- ölümü düşünen ya da ölümle yüzleşen çok sayıda insan için büyük önemi olan bir temaya işaret ediyor: Ölüm korkusu ve yaşanmamış hayat hissi arasındaki pozitif ilişki. Başka bir deyişle hayat ne kadar yaşanmamışsa ölümden o kadar korkarsınız. Nietzche iki kısa sözde bu fikri etkileyici bir şekilde ifade ediyor: "Hayatınızı mükemmel hale getirin" ve "Doğru zamanda ölün" _ Yunanlı Zorba'nın söylediği gibi "Ölüme yanık bir kaleden başka bir şey bırakmayın ve Sartre'ın özyaşamöyküsünde olduğu gibi: "Sessizce sonuma yaklaşıyordum ... Kalbimin son atışının yapıtımın son sayfasına kaydedileceği kesindi ve ölüm yalnızca ölü bir adamı alacaktı.

Ölümle yüzleşmek s.48-51

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


iletişim: cangungen@gmail.com


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

25 Nis 2009, 12:02

Çevrimdışı
 Randy Pausch-Son Konferans
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2226
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Pankreas kanseri nedeni ile 3 ay ömrü kaldığı söylenen Carnegie Mellon Üniversitesinde bilgisayar profesörü olan 43 yaşındaki öğretim üyesi Randy Pausch'un "son konuşma" adlı bir kitabı var

Her sene bir profesörün verdiği öğretim döneminin kapanış konferansı ölüme bir kaç ay kala kendisine verilir.Randy tam bu esnada karısı ve çocuklarının kendi ölümünden sonra nasıl yaşayacağı üzerinde planlar yapmaktadır..Ancak kendisine önerilen konferans teklifini öğrencilerine bir borç gibi görür ve geri çevirmek istemez.Konferansa hazırlanması oldukça güç olacaktır.

Ölmek üzere olan bir insan üniversitenin konferans salonunu dolduran genç öğrencilere yaşadıklarını ve hayatın kendince anlamını nasıl anlatacaktır? İyice düşünür ve anlatacaklarını planlar.Bir slayt gösterisi hazırlar...Sonunda salonda yer alanlar 43 yaşında genç -dinamik ancak üç ay ömrü kalmış zeki-nüktedan bir adamla karşılaşırlar...

Randy onlara anlattıkları ile çok temel bir mesaj verir:"Hayat çocukluk hayallerinizi gerçekleştirmek ve başkalarının hayallerini gerçekleştirmelerine olanak vermek içindir"

Önce çocukluk ve ilk gençlik günlerini,fotoğraflarla anlatır.Hayallerini slaytlarla örnekler..
Ve zamanla gerçekleştirebildiklerini anlatır.

Tavsiyeye şayan bir kitap...

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


iletişim: cangungen@gmail.com


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Culture and Art Other


ShoutMix chat widget

XHTML 1.0 Standartlarina Uygundur!  CSS 2.1 Standartlarina Uygundur!  Foruz