Giriş |  Kayıt

Hoşgeldiniz

Felsefe Forumu'na hoş geldiniz.
Yalnızca kayıtlı üyelerimiz "aktif başlıkları göster"
butonu ile son tartışmaları görebilir ve katılabilirler.

Felsefe forumu sayfasını facebooktan takip etmek için beğenin
İyi forumlar!

Önemli forum içeriklerinden bazılarına
http://ww.cangungen.com
http://varoluscuterapi.net
ulaşabilirsiniz.


Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 

08 Tem 2009, 00:19

Çevrimdışı
 Kant'ın estetik felsefesi ve "yüce" hakkında görüşleri
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 4938
Yaş: 49
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
IMMANUEL KANT (1724 -1804)


Estetik doktrinler tarihinde Hutcheson ve Du Bos ile görecilik (relativisme) dönemi kapanır, Kant ile eleştirel (critique) dönem açılır.
Kant'ın nodern estetiğe kaynak olan Yargı Gücünün Eleştirisi (1790): Salt Aklın Eleştirisi (1781) ile Pratik Akım Eleştirisi (1788) arasında bir köprü vazifesi görür. Bu bakımdan Kant'ın estetik doktrinini anlamak için onun yalnız Yargı Gücünün Eleştirisi ile yetinmemek, genel felsefesini açıklayan öbür iki kitabını da hatırlamak gerekir.

İlkin üzerinde durulması gereken nokta, Kant'ın eleştiriyi metot olarak benimsemiş olmasıdır. Filozof, Salt Aklın Eleştirisi'nde, insanın kendi dışında zaman ve mekan olmadığını, dünyaya gelirken bunları kendisiyle birlikte getirdiğini ileri sürer.

Duyarlığımız (sensibilite), her türlü deneyden önce, bütün dış olayları (bütün nesneler) mekan içinde: bütün iç olayları da (bütün bilinç halleri) zaman içinde algılayacak tarzda biçimlenmiştir. Zaman ve mekan, içinde deneylerimizin gerekli olarak yer aldığı, önceden tespit olunmuş çerçevelerdir. Burası aklın dünyasıdır. Onunla ilgili alan tabiattır. Gereklilik Kanunu hüküm sürer bu alanda; yani irade yoktur. Aklın hükümleri, nedensellik (causalite) kanunu ile kayıtlıdır.İlim mümkündür; kendiliğinden var olan şeyler (choses en soi) bu çerçevelerin dışındadırlar, buyüzden bilinemezler. Bunlara Kant, phenomen (olay) in karşıtı olarak noumene (numen)adını vermektedir. Dünyayı incelediğimiz zaman, nedenle ilgili (causales) araştırmalardan başka bir şeyle ilgilenmemekliğimiz gerekir.
Kant, ikinci kitabı olan Pratik Aklın Eleştirisi'nde eylemin alanı olan ahlak dünyasını inceler. Burada irade hüküm sürmektedir. Yapmam gereken şeyi yapmaklığım için, onu yapabilmem, yani hareketlerimde hür olmam gerekir. Ahlak dünyası, hürlük dünyasıdır. Hürlüğümüz olmasaydı vazife kavramı saçma ve anlamsız bir şeyolurdu. Bu ikisinin yani kuramsal (nazari) akıl ile pratik akıl arasında, yargı yetisi yer almaktadır. Teorik aklın konusu doğru olan şey, alanı tabiat ve zorunlulukdur (necessite) . Burada hürlük yoktur. Pratik. aklın konusu iyiliktir, hür iradeyi gerektirir. Yargı yetisi veya estetik duyarlık (sensibilite esthetique), doğru ile iyi, tabiat ile hürlük arasında bir bağlantı kurar.
Kant, yargıyı (judgement) ikiye ayırır: birine estetik yargı, öbürüne de teleologique (gai) yargı adını verir. Birincisinde yalnız beğeni (got) egemendir; fayda veya amaca uygunluk düşüncesinin bu yargı ile zerrece ilgisi yoktur. Oysa ikincisinin temelinde bunlar vardır. Düşünce, çıkarcılık ve yaşamaya yararlılığın baskısı altındadır.

Kant yalnız estetik yargıyı, yani şu güzeldir dediğimiz zaman verdiğimiz yargıyı ele alarak eleştiriyor ve onda şu dört özelliği buluyor:
1-Güzel olan şey bize yarar gözetmeyen, çıkarsız (desinteresse) bir haz verir. Bu bakımdan reddedilemez bir gerçektir ki, beğeni yargısı öznel (subjectif) olmakla beraber sırf duyumlardan ibaret değildir ve bu yargının konusu olan güzellik, hoş (agreable) la karıştırılamaz. Bir şeye güzel dediğimiz zaman bu yargımıza ahlak kanunu da karışmaz. Çünkü estetik haz, ahlaki hazdan farklı olarak, konusunun realitesi ile ilgilenmez. Demek ki, zevk yargısında hiç bir gerektirici kavram (concept) da yoktur. Sadece iç aleme bir dalış (contemplation)tır bu zevk.
Işte her türlü çıkardan sıyrılmış böyle bir hazzın konusuna güzel deriz.
2- Güzel'in verdiği hazzın bir özelliği de belli hiç bir kavrama bağlanmadan, evrensel oluşudur. Bir şeyi güzel bulduğum zaman,. duyduğum hazzın, o şey karşısında bulunan başkaları tarafından da paylaşılmasını beklerim. Güzel, bir kez daha bencil ve kişisel olan hoştan ayrılmış oıuyor. Eğer bir tatlıyı hoş, lezzetli bulursam, bunu başkasına kabul ettirmek aklımdan bile geçmez.. Gerçi bazı hallerde hoş duyumu bir genellik kazanabilir; fakat bu genelliği bize öğreten gene deneydir. Bu deneyi kendi hesabına yapmadıkça, hiç kimse o zevki duyamaz. Oysa güzelin verdiği haz, evrenselliğini deneylerden önce alır. Şu varki, güzellik hazzı evrensel olmakla birlikte, bu hazzı veren şeyin belli bir kavramına dayanmaz. Çünkü bu şey, sözgelimi bu çiçek güzeldir yargısını vermekliğim için, bu çiçeğin neye yaradığını bilmekliğim hiç de gerekli değildir. Sadece onun bende estetik bir haz uyandırması yeterlidir. Aynı şeyi ahlak hakkında da söyleyebiliriz. "Her insan vazifesini yapmalıdır" yargısı da evrenseldir. Fakat buradaki evrenselliği, vazife kavramından ayırmaya imkan yoktur. O halde güzel, kavramsız olarak herkesçe hoşa giden şeydir.

Burada bir soru ile karşılaşıyoruz. Güzel'in verdiği hazzın evrenselliğini belirten Kant, bu evrensellikle hazzın kişiselliğini nasıl uzlaştırabiliyor? Bir yargı aynı zamanda hem evrensel, hem kişisel olabilir mi?
Bu soruyu Kant şöyle cevaplandırır: Bir şeye güzel dememizi gerektiren haz, hayal gücü (imagination) ile düşünme gücü (entendement)' arasındaki ahengin bilincidir. Duyarlık (sensibilite) kişiden kişiye değişse de bilgi yetilerimiz genel kanunlara uymaktadır; bu kanunların evrensel!iği zevk yargısının evrenselliğini gerektirir.

3- Güzel'in üçüncü özelliği ereksiz bir ahenk, ya da -Kant'ın deyişiyle- amaçsız bir amaçlılık (finalite) oluşudur. Gördüğümüz gibi zevk yargılarına, ne hoş (agreable)la, ne de iyi (bien) ile ilişkili yargılar ka-rıştırılabilir. Çünkü zevk yargıları, birincilerden farklı olarak evrenseldirier; ikincilerden de belirli bir kavrama (concept) dayanmadıkiarı için ayrılırlar.
Demek oluyor ki, zevk yargıları, ne hoş duyumların ihtiyacına, ne fayda, ne de iyilik düşüncesine dayanır. Kant bunu kendi felsefe dili ile «zevk yargısının ilkesi öznel bir amaçlılık (finalite) dır» diye ifade eder. Kant'a göre genel olarak, bir şeyde ancak amaçlar olursa finalite söz konusudur. Bu amaçlar hem kendimizde, hem kendi dışımızda ola bileceğii için öznel ve nesnelolmak üzere iki türlü amaçlilik vardır.
Pratik hayatta mantığa uygun bir düzen olunca bir amaç vardır. Marangoz bir masanın türlü unsurlarını düzenlediği zaman bunu bir maksatla yapar. Bu ahengin, bu finalite'nin bir ereği vardır. Oysa, güzellikte ahenk ve amaçlılık varsa da amaç yoktur, erek (but) yoktur. Amaç, yetkinlik (perfection) olabilirdi. Ama buna da imkan yoktur. Çünkü bir şeyin yetkinliği hakkında hüküm verebilmek için önce o şeyin ne olması gerektiği hakkında bir fikrimiz olmalıdır. Oysa beğeni yargısı; bir şeye güzel dediği zaman o şey hakkındaki düşüncemizin gerektirdiği şu veya bu şartları yerine getirmeyi düşünmez. Sözgelimi, bitkilerle uğraşan bilgin çiçeğin amacını bilir. Bilir ki, bitkinin döllenme organıdır bu. Ama çiçeğin güzelliğinden zevk aldığı zaman, çiçeğin bu amacını hiç düşünmez. Bir şeye zevk bakımından güzel dediğimiz zaman, biçiminin unsurları arasındaki ahengi, dolayısıyle değişiklik içindeki birliği ifade etmiş oluruz. Fakat bu uyum ve birlik, zevk konusu olarak o şey hakkındaki öncel hiç bir fikirle belirlenmemiştir. Onun güzelliğini meydana getiren, tekrar edelim, bu temaşa vesilesiyle, hayal gücü ve düşünme gücü arasında o anda kurulan hür ahenktir. Güzel sanatlardan bir örnek verelim. Musikide, önsel herhangi bir kavrama baş vurmadan, bir esere güzel deriz. Ama «Işte, dini bir musiki» dersek, verdiğimiz hüküm artık tamamıyle estetik değildir. Çünkü bu yargı ile bu musiki eserinin amacına çok iyi uyduğunu söylemiş olmaktayız. Güzel, bazı belirli koşullara uyduğu için artık hür değildir.
Kısacası, zevk yargısının konusu olan güzellik, öznel ve nesnel bütün amaçlardan uzaktır; yani bir şeydeki biçimin, hayal gücü ile düşünme gücü arasındaki hür bir oyuna (jeu) uymasından ileri gelmektedir. Fakat bir bakıma, bu uyma ve uygunluk (concordance) bir finalite sayılabilir: Gerçekten zevk, bir şeyin güzelliğine hükmettiği zaman, bu şey hoşumuza gitmek için bir amaçla yapılmıştır, tabiat onun parçalarına özel bir maksatla bu biçimi vermiştir inancı bizde uyanır. Gerçekte bu şey karşısında hayal gücü ile düşünme gücü'nün ahengi, gerek öznel, gerekse nesnel herhangi bir amaç fikrinden uzak, bağımsız olduğu için, burada finaliıe (gaiyet, amaçlılık) nin yalnız biçimi (forme) vardır. Bunun içindir ki estetik hazzı uyandıran şey, bir nesnenin madde ve konusu olmayıp sadece biçimi (forme)dir. Işte ilk bakışta garip görülebilen, ama, şimdi kolayca anlaşılan, güzelin şu üçüncü tanımlamasına varıyoruz:
«Güzel, belirli bir amaç düşünmeksizin, bir şeydeki amaçlılığın, ahengin yalnız biçimini algılamaktır.»

4- Güzelin dördüncü bir açıdan tanımlamasına gelince, güzellik yargısı, evrensel olduğuna göre, zorunlu (necessaire)dur. Bir şeye güzel dedik mi, herkesin de o şeye güzel demesini, aynı görüşü benimsemesini isteriz. Bu hal, bizim için bir zorunluluktur. Ama bu zorunluluk, bilginin (connaissance) ilkelerine dayanmaz, çünkü zevk hükümleri mantık hükümleri değildir ve hiç bir belirli fikre dayanmamaktadır. Bu zorunluluk pratik de değildir. Ahlak duygusu gibi irade (volonte)nin ilkelerini de gerektirmez. Çünkü zevk hükümlerine katılan bilgi yetkileri (facultes) bütün insanlarda aynı tarzda veya aynı sübjektif ilkelere göre işlemektedir. Bilgi yetilerimizin işlerinde bulunmalarını mümkün kılan öznel şartların bu evrenselliğine Kant sens commun (ortak duyu) adını veriyor. Bu duyu kuramı (theorie) bir şeye her güzel dediğimizde uygulanmaktadır. Çünkü hiç bir objektif ilkeye, deneye dayanmadan herkesin bizimle birlikte aynı kanıda olmasını isteriz. Bu suretle zevk yargılarından ayrılmayan öznel gereklilik, nesnel bir gerekIiliğe dönüşüyor.

Söylediklerimizi özetlersek diyebiliriz ki zevk yargısında evrensel kabullenme (consentement universel)nin gerekliliği ortak duyu kuramı ile birlikte nesnel olarak tasavvur olunan öznel gerekliliktir. Kant dördüncü tanımlamasını şöyle formülleştiriyor: «Güzel, kavramsız olarak zorunlu bir haz almanın konusu olarak bilinen şeydir.»

Kant'ın nitelik (qualite), nicelik (quantite), ilişki (relation) ve yön (moda/ite) bakımlarından ele aldığı güzellik tanımlamasını şu dört maddede birarada sıralayalım.
Güzel:
a- Nitelik bakımından, çıkarsız olarak hoşa giden şeydir.
b- Nicelik bakımından, herkesin hoşuna giden şeydir.
c- ilişki bakımından, kendi dışında hiç bir erek olmadan hoşa giden şeydir.
d- Yön bakımından, zorunlu olarak hoşa giden şeydir.


YÜCE

Kant, Yargı Yetisinin Eleştirisinde, güzel kavramından başka yüce kavramını da inceler. Yüce de, herhangi bir kavram araya girmeksizin kendiliğinden haz uyandırması ve daima evrensel bir değer verdiğimiz özel 'yargıiara meydan vermesi bakımıarından güzel'e benzer. Ama birçok bakımdan da ondan ayrılır. Güzel, sınırlı bir nesneyi gerektirdiği halde yüce sınırsızlıktan, sonsuzluktan gelmektedir. Güzelden aldığımız haz hayalgücümüz (imagination) ile düşünme gücümüz (edtendement) arasındaki uyuşumdan geldiği halde, yüce'de bu iki yeti (faculte) arasında bir uyum yoktur ve yüce bu uyumsuzluğun bir sonucudur. Birinde, iki yeti arasında uyumu hazırlayan Sınırlılık, öbüründe uyumu bozan sonsuzluk.

Sonra güzel'in verdiği haz apansız (immediat)dır; yüce ise ilkin dirimsel güçlerin duraklamasını gerektirir, ancak sonradır ki bu güçlerin taşkınlığı başlar. Güzelliğin uyandırdığı duygu hemen algı (perception) ile, yücenin uyandırdığı duygu ise algıdan sonra başlar. Burada haz, bir acıyı izler. Güzellik duygusu saf olduğu halde, yücelik duygusu karışıktır. Yüce karşısında kendimizi aynı zamanda çeken ve iten bir şey ve karışık bir ortam içinde buluruz. Ve sonra güzel şey,- «hayal gücümüz için önceden hazırlanmış» göründüğü halde, yüce, hayal gücümüzü zorlar. Daha açık söyleyelim, dışımızda yüce olan bir şey yoktur, yalnız kendimizde varolan bir yüceliğin doğmasına vesile olur. Güzellik ilkesi bizim dışımızda ise, yücelik ilkesi kendimizde «tabiatın tasarımına yüce bir karakter veren ruhun bir eğiliminde aranmalıdır.

Yüce, heyecan uyandırır, güzel büyüler.
Yücelik heyecanı ile dolmuş olan kişi ciddidir, kimi zaman hareketsizdir, biraz da şaşkındır. Güzellik duygusu ise, kendisini gözlerdeki bir gülümseme ile belli eder. Yücenin bir çekiciliği yoktur, ama saygı uyandırdığı bir gerçektir.


    Kant'a göre, birine matematik, öbürüne dinamik denilen iki türlü yüce vardır:
  • matematik yüce
  • dinamik yüce


Birincisi büyüklüğün, ikincisi güç (puissance)ün sonucudur.
Göklere kadar yükselen dağlar, uçsuz bucaksız okyanuslar, çöller, Yıldızlarla kaynaşan gökler matematik yüceyi; altüst olan bir deniz, her şeyi birbirine katan gök gürültülü bir fırtına dinamik yüceyi temsil ederler. İster matematik yüce olsun, ister dinamik yüce, duyular ve hayal gücü, aklın ortaya koyduğu bu büyüklük veya güç (puissance) sonsuzluğunu kavramaya, yakalamaya boşuna çalışırlar. Böylece ruhumuz, korkunçbir acı ile karışık, bir haz duyar.

Bu doktrinin eleştirisi:

Bu derin ve zamanına göre çok ileri doktrinin bugün durumu nedir? Hemen söyleyelim ki bu tahlilin bazı yönlerini kabul etmemek imkansızdır. Gerçekten güzel, çıkarsız bir hazzın konusudur. Güzellikte pratik ereği olmayan bir düzen, bir amaçsız amaç vardır.
Özellikle güzellik, duyarlığın (sensibilite), hayal gücü (imagination) ile düşünme gücünün (entendement) hayret uyandıran bir ahengini gerçekleştirmektedir.
Bununla birlikte başka bakımıardan bu kurama (theorie) ciddi olarak karşı çıkanlar olmuştur.
İnce psikolojikgözlemlerine, kabulü imkansız gereklilikler katan metodu, Kant'ın başına kakılabilir. Filozof, insanın güzellik heyecanı duyduğu zaman, içinde olup bitenleri soruşturmakla yetinmiyor, bu anda ne olup bitmelidir, insan güzellik hakkında nasıl hüküm vermelidir sorularını da kendine yöneltiyor. Güçlük de Kant'ın sisteminden, her üç Eleştiri'de izlediği metottan gelmektedir. Apriori verilere dayanan bu metot, daha psikolojik veya daha deneysel bir estetik isteyenler için pek transcendantel görünmektedir. Kant, insandan insana değişen hazzın öznelliğini, oybirliği ile beğenilmesi gereken güzel'in evrenselliği ile karşılıyor.

Alman ruhbilimcisi Lotze (1817-1881 ) haz üzerinde görülen uyuşmazlığın, güzel üzerindeki uyuşmazlıktan daha çok olmadığını ileri sürerek bu görüşü kabul etmiyor:

Hoş (agreable) olan şey, duyarlığın normal olarak görev yapmasına uygun düşmektedir; değişik insanların duyarlık (sensibilite) yapısı da birbirine çok benzer. Aksine, estetik zevk kişiden kişiye değişen karmaşık düşünce verilerinden (donnees) gelmektedir.

Estetik yargıların evrenselliğine ve gerekliliğine gelince, böyle olmaları belki' temenni edilir; yalnız bu kadar. Çünkü zevk yargıları ve bu yargıların konusu olan güzelliği yalnız yetilerimizin bir oyunu, bir uyumu saymakla iş bitmiyor. Bir şeyi temaşa ederken, nasıl oluyor da hayal gücü ile düşünme ve anlama gücü arasında bir ahenk kurulabiliyor? Acaba bizim dışımızda bu ahengin doğuşunu sağlayan, gerektiren reel bir şey, yani o şeyde olan bazı nitelikler yok mudur?, Varsa nelerdir bunlar?

Kant sorunun bu yönünü dikkate almamış görünmektedir. Güzellikte değişik derecelerin bulunduğu bir gerçektir. Bir şeyi başka bir şeye yeğ tuttuğumuz ve daha güzel bulduğumuz, her gün görülegelen şeylerdendir. Kant'ın estetik doktrini bu olguyu açıklamıyor. Eğer estetik hazzı, zevki meydana getiren hayal gücü ile düşünme gücünün ahengi ise, bu ahengin her kuruluşunda, bu ahengi kuran şey güzel ve daima aynı derecede güzel sayılacaktır. Oysa gerçekte böyle bir şey olmamaktadır. Eğer bazı şeyleri başka bazı şeylerden daha güzel buluyorsak, onların her zaman belli olmayan bazı düşüncelere, bazı duygulara daha uygun düştükleri, bazı yüksek düşünceleri ifade ettikleri için değil midir? Kant'ı yanıltan neden, realiteye gereği kadar önem vermemiş olmasıdır.

Güzellik yargısının evrensel oluşu da gerçeğe uygun görünmüyor. insanlarda aynı yetilerin (facultes) bulunması, Kant'ın bu husustaki görüşünün doğruluğunu ispat etmez. Her insan kendi çalışmasını kendi seviyesi ile orantılı olarak yürütür; realite karşısında başkalarından farklı olarak davranır. Bunun içindir ki Kant'ın sözünü ettiği ahengi, uyumu kuran ve sonucu olarak güzel görünen şey" bir başkasında o uyumu kurmayabilir ve ona değersiz ve çirkin bile görünebilir. Bu bakımdan estetik yargılar evrensel ve zorunlu görünmüyorlar.

Yüceye gelince, bu konudaki düşüncelerinin yeniliği ve isabeti inkar olunamaz. Bununla birlikte Kant'ın bütün örneklerini Hep maddi tabiattan alması ve insanla ilişkılı yuceyı ıhmal etmesi bir eksikliktir. Sözgelimi insanoğlunun aya ayak basması veya hiç yüzmek bilmeyen birisinin, boğulmak üzre olan bir çocuğu kurtarmak için denize atlaması yücedir.

Güzellik ve yücelik üzerindeki görüşlerini açıklayan, Yargının Eleştirisi adındaki kitabının 1790'da yazıldığı düşünülürse, zamanına göre Kant'ın estetiğe getirdiği yenilikler önünde hayran olmamak mümkün değildir. Hele insanı asıl şaşırtan nokta, güzel sanatlarla hemen hemen ilişkisi olmayan ve ömründe belki de yüksek değerde bir sanat eseri görmeyen Kant'ın, estetik alandaki önemini hala koruyan böyle bir eser yazmış olmasıdır., Ama şunu da unutmamalı ki Kant, tabiatın estetiği üzerinde çok düşünmüştür.


Estetik doktrin -Suut Kemal Yetkin s.99-113 Bilgi yayınevi 1972

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

08 Tem 2009, 12:16

Çevrimdışı
 Re: Kant'ın estetik felsefesi ve "yüce" hakkında görüşleri
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2973
Yaş: 67
 Profil Özel mesaj gönder  
Yetkin'in makalesini bize ulaştırdın. Teşekkürler.

Metnin içinde alman filozofun bazı terimleri ingilizce veya fransızca verilmiş.
Sanıyorum Kant bu dillerde okunarak bu makale yazılmış.

Sartre almanca öğrenmek zorunda kalmış ve sonra yazılarında pek çok kelimeyi almanca bırakmış (akıllı adam çünkü). Bunun sebebini çevirmenler almancanın fransızcadan zengin olduğuna bağlıyorlar. Doğru mudur, bilemem!

Ben yalnız bir kelimenin üzerinde durmak ihtiyacındayım:
fenomen!
Bu kelime son derece önemli, ancak Kant yazılarında yalnızca
Erscheinung kullanmış. Fenomen kelimesi çok sonraları onun yerini almış. Erscheinung, ise bir yerden alınan ışınların bir yere yansıdığında görülen şey gibi bir anlam taşıyor. Zamanla bu kelime bir anlam daha kazanmış
olay, şimdi metni tekrar okursak nasıl bir anlam çıkar acaba?

Ben de neden hep kılı kırk yararım ki? Bu söz de böyle miydi ki?


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

08 Tem 2009, 15:52

Çevrimdışı
 Re: Kant'ın estetik felsefesi ve "yüce" hakkında görüşleri
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 4938
Yaş: 49
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Serapçığım,yaptığın örnek alınası işlerden birisi "kılı kırk yarman" (evet deyim böyle :->>> )

Fikirleri ve terimleri alıp kendi süzgeçinden geçirmen ve kendine mal etmen,bunları örnekleyerek burada hepimize göstermen okuduklarımızı "eleştirme ve öğrenme" sürecinin nasıl işlemesi gerektiğine dair" başlı başına pedagojik bir yardım sanıyorum..Bizzat bunu kastetmesen de sonuçta okuyucu için böyle bir fayda ortaya çıkıyor.

Estetik aslında fazla bildiğim bir konu değil.Ancak Yetkin'in kitabı yeni elime geçti.Epeyce eski bir kitap.Başkaca yazarların makaleleri de bulunuyor.Estetik mevuzunu belki böylece tartışmaya açabiliriz diye düşündüm.

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

08 Tem 2009, 16:08

Çevrimdışı
 Re: Kant'ın estetik felsefesi ve "yüce" hakkında görüşleri
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2973
Yaş: 67
 Profil Özel mesaj gönder  
Estetik

benim en zayıf olduğum konu...konuyu açarsan ben de faydalanırım...

kesinlikle pedagojik bir amacım yok, çoktan fark ettin, sırtımda dopdolu 61,5 sene taşıyorum, anlayacağın heybemi boşaltmak ihtiyacındayım! Sen bunları zaten biliyorsun, çünkü analistsin...

Lütfen adımın altına yaşımı yazar mısın? Toparlayıver 62 olsun!

Ben bu işi yine beceremiyorum da...


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

09 Tem 2009, 12:24

Çevrimdışı
 Re: Kant'ın estetik felsefesi ve "yüce" hakkında görüşleri
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2973
Yaş: 67
 Profil Özel mesaj gönder  
İlgilenirseniz devam edebileceğim bir bölüm gönderiyorum:

Kant için neler demişler!

‘Die offene Gesellschaft und ihre Feinde’
‘Açık toplum ve onun düşmanları’

1. Cilt, Karl R. Popper
Çeviriyi anlamca yapmaya çalıştım. Serap

Immanuel Kant
Aydınlanmanın Filozofu

Karl R. Popper’in Kant’ın ölümünün 150. yıldönümü olan 12.Şubat 1954 de İngiliz radyosunda yaptığı anma konuşmasının bir kısmı:

Immanual Kant’ın ölümünden bu yana 150 sene aktı gitti. Ömrünün seksen senesini geçirdiği Prusya’nın bir kasabası olan Königsberg’de öldü. Son senelerinde tamamen inzivaya çekilerek yaşamıştı, onun için de arkadaşları ona sade bir cenaze töreni düşünmekteydiler. Ancak, bu fakir bir zanaatkârın oğlu bir kral gibi gömüldü. Ölüm haberinin yayılmasıyla insanlar onun evine bir sel gibi aktılar. Ve bu akış günlerce devam etti. Cenaze günü Königsberg’in tüm trafiği tamamen durdu. Şehrin bütün kiliselerinin çanlarının eşliğinde sonu görünmeyen bir kalabalık onun tabutunu takip ediyordu. O zamanın görgü tanıkları şimdiye dek böyle bir cenaze cemaati görmediklerini söylediler.

Bu çok şaşırtıcı ve kendiliğinden oluşan hareket ne anlama geliyordu? Kant’ın büyük bir filozof ve iyi bir insan olması bunun sebebini açıklayamaz. Bu olayların çok daha derin nedenleri olması gerektiğini düşünüyorum. 1804 senesinde III. Friedrich Wilhelm’in kesin (absolut) monarşisinin altında Kant için çalan çanların Amerikan ve Fransız devrimlerinin arkasından gelen bir eko olduğunu tahmin etmeye cesaret ediyorum. 1776 ve 1789 senelerinin arkasından gelen ekosu. Onlar onun cenazesine geldiler ki; insan hakları, insanın yasa karşısında eşitliği, dünya vatandaşlığı, bilgi sayesinde kendini kurtarma ve – belki çok daha önemlisi – dünyadaki sonsuz barış fikirlerinin sembolü olduğu için, ona teşekkür edebilsinler.

Tüm bu fikirlerin çekirdekleri Avrupa kıtasına İngiltere’den 1732 de Voltaire’in ‘Londra’dan İngilizler Hakkında’ adı altında yayımlanan kitabıyla taşınmıştı. Bu kitabında Voltaire İngilizlerin anayasal (konstitutionell=birleşerek kurulan?) hükümet modeliyle kıtanın (absolut) monarşisini karşılaştırmıştı; İngilizlerin dini hoşgörüsünü Roma Kilisesinin sabırsızlığı ve aydınlatıcı gücüyle, Newton’un dünya sistemini ve John Locke’nin deneye dayalı analizini, Descartes’ın dogmalarıyla karşı karşıya getirmişti.

Voltaire’nin kitabı yakıldı; ama onun yayınlanmış olması, dünya tarihine geçecek bir felsefenin başlangıcı oldu; ancak bu hareketin kendine has saldırganlığı İngiltere’nin durumuna uygun olmadığı için orada anlaşılmadı.

Bu hareket basitçe Fransızcada e’claircissement,
Almancada Aufklaerung = Aydınlanma
olarak adlandırılmıştır. Hemen hemen tüm modern felsefe ve politik hareketler doğrudan doğruya veya dolaylı olarak başlangıçlarını buradan alırlar çünkü ya aydınlanmadan kısa bir süre sonra veya ona karşı yöneltilen romantik reaksiyonlardan doğmaktadırlar ki Romantikler buna Aufklaererei veya Aufklaericht (biraz da küçümseyici bir şekilde) demişlerdir.

Kant’ın ölümünden altmış sene sonra, kökleri İngiliz olan bu fikirler İngilizlere;
‘ yüzeysel kalmış ve mütevazı olmayan entelektüellik olarak’ sunuldu ve İngilizce kelime ‘enlightment’, o zaman Aufklaerung’un tercümesi olarak ilk defa ortaya çıktı. Bugün bile bu kelime İngilizlerde pek de hoş olmayan anlamıyla, yüzeysel kalan ve alçak gönüllü olmayan ‘aydınlatmaca’ olarak kullanılır.

Kant aydınlanmaya inanıyordu ve onun son savunucusuydu. Çok iyi biliyorum ki bu kanaat bugün alışılagelmiş bir bakış açısı değildir. Ben Kant’ı aydınlanmanın son savaşçısı olarak görürken, alman ideali romantik ekolün kurucuları Fichte, Schelling ve Hegel onu aydınlanmayı mahveden, yok eden filozof olarak kabul ederler. Bense iki fikrin kesinlikle bağdaşamadıklarını iddia ederim.

Fichte ve Hegel sonraları Kant’ı kendi şöhretleri için kullandılar ve kendi ekollerinin kurucusu olarak tanıttılar. Ancak Kant kendini onun halefi yerine koyan Fichte’nin tekrar, tekrar hoş olmayan yaklaşma denemelerini geri çevirebilecek kadar uzun yaşadı. Kamuya açıklanan, ancak çok da tanınmayan ‘Fichte’nin Bilimsel Öğreti’sine yaptığı açıklama’sında’(7. Ağustos 1799) Kant, oldukça ileri giderek şunları yazmıştır:

“Tanrı bizi dostlarımızdan korusun… bazıları var ki… şimdiye dek aldatıcılıklarıyla, düzenbazlıklarıyla, bizlerin mahvolmasını istemelerine rağmen iyiliğimizi istediklerini ima eden bir dil kullanan… dost görünen güya dostlardan, hem onlardan hem de onların idam ipinden ne kadar korunmaya çalışsak azdır” .
(devamı var)


Wahrheit und Existenz
J.P. Sartre
Gerçek ve Varoluş

“…Var olanın açıklanmalarında temel olan ve açık bir şekilde görülen özgürlüktür, yani kendi kendisinin denemesi olan var olanın var olma tarzıdır. Tanıma ancak özgürlük olduğu ölçüde olabilir. Burada bahsedilen kendisini zamanlaştıran özgürlüğü Kant’ın zaman üstü (zamansız) özgürlüğüyle bağdaştıramayız…” S 35
(devamı var)


Tagebücher
J.P. SartreAnı Defterleri 1939 -1940

“… (23 Kasım 1939) İradenin istenmiş olması lazım. Yoksa benim Paris’e gitme arzum arzulanmamış olur. Kant tam da bunu, iradenin otonomisi olarak gördü: istediği aktivitesi nedeniyle iyi olması gereken irade…”. S214


Schriften zur Literatursoziologie
Georg Lukacs (a’nın üzerinde aksan var)
Edebiyat sosyolojisine dair makaleler
Giriş yazısını 68 sayfayla hazırlan Peter Ludz
(Peter, Georg’a oldukça eleştirel gözle bakan birisi)

Ludz:
“…Marx öncesi bu dönemde ‘form’ onun için (Lukacs) Kant’ın kuvvetli etkisi altında çok önceliklidir…”S.32
“…’estetik de süje-obje-ilişkisi’ üzerinde ki çalışmalarında Lukacs başlangıç ta ‘yaratıcılığın fenomenolojisi’ konusunu Kant, Lask ve Rickert, ayrıca Husserl’in fenomenolojisinin de ışığı altında incelerken, <Theorie des Romans> çalışmasında Hegel’in yeni-platonculuğu, yaşam felsefesi ve objektif idealizme geçişi ön plana çıkar…”.
“…<Estetikteki süje-obje-ilişkisi> Kant’ın ve yeni kantçıların etkileyici aşkın değerini ve onun geçerli yasallığını anlayabilmek için gereklidir…” S.44
(devamı var)


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

09 Tem 2009, 13:12

Çevrimdışı
 Re: Kant'ın estetik felsefesi ve "yüce" hakkında görüşleri
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 4938
Yaş: 49
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Serap,sonunda istediğin oldu yaşını isminin altına yazdım -!-
Verdiğin bilgiler özellikle Popper ile ilgili olan güzeldi.Aydınlanma konusunda Kant'ın son kale olduğu anlatılmış .Ancak ben aydınlanma sürecinin sona erdiğini düşünenlerden değilim.Konu enine boyuna tartışılacak sanırım.Ancak önce benim Lyotard ve Derrrida hakkında postmodern-postyapısalcı görüşü anlatan bir kaç yazı kaleme almam gerekecek.Modernizmede gireceğiz.

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

09 Tem 2009, 16:03

Çevrimdışı
 Re: Kant'ın estetik felsefesi ve "yüce" hakkında görüşleri
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2973
Yaş: 67
 Profil Özel mesaj gönder  
Teşekkür ederim...birazdan bakacağım güzel yaşım ismimin altında nasıl duruyor...

OK - ara vereyim biraz (bu benim de işime geliyor zaten)

\-/


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

09 Tem 2009, 16:04

Çevrimdışı
 Re: Kant'ın estetik felsefesi ve "yüce" hakkında görüşleri
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2973
Yaş: 67
 Profil Özel mesaj gönder  
Heyyyyy!!!!

Rütbem de artmış \-/ :->> :roll: :smile: başka işaret bulamadım...


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

12 Tem 2009, 09:27

Çevrimdışı
 Descartes
Köşe Sahibi Üye
Köşe Sahibi Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 20 Haz 2009, 19:41
Mesajlar: 2973
Yaş: 67
 Profil Özel mesaj gönder  
Ana sayfada Descartes'in resmi var diye bu bölüme girdim, 6 ay geri gittim ama Descartes bulamadım.

Buraya ondan bazı alıntılar yapmak istiyorum:

"...Eğitiminiz size kötü birer bilinç, baskıcı birer kişilik verir. Ve bu doğal bilincinizle yarattığınız dünya, uygarlık dediğiniz bu barbarlık, çoktandır yaşamı daha ciddiye almanız gerektiğinin kanıtıdır..."


Kaynak: 'Kurallar - Meditasyonlar', Anlağın yöntemi için Kurallar'ı 1629'da 33 yaşında yazmış. Çevirmenler Aziz Yardımlı ve Deniz Canefe'nin önsözünden!


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

08 Nis 2011, 17:52

Çevrimdışı
 Re: Kant'ın estetik felsefesi ve "yüce" hakkında görüşleri
yeni üye
yeni üye
Kayıt: 08 Nis 2011, 17:40
Mesajlar: 1
 Profil Özel mesaj gönder  
Galatasaray Üniversitesi felsefe lisans öğrencisi olarak gerçekten teşekkür ederiz,estetik dersi için bu yazı gerçekten çok yardımcı oldu:))


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 10 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Culture and Art Other


XHTML 1.0 Standartlarina Uygundur!  CSS 2.1 Standartlarina Uygundur!  Foruz