Giriş |  Kayıt

Hoşgeldiniz

Felsefe Forumuna Hoşgeldiniz.
Felsefe ,Psikanaliz,Varoluşçu Psikoterapi,Sanat ile ilgili konu ve tartışmalara buradan ulaşabilirsiniz.

Felsefe Forumu Sohbet Odası açılmıştır
Sn Misafirler,üye olmanız halinde"aktif başlıkları göster" butonu eklenecektir.
Foruma yeni başlayanlar için tanıtım kılavuzunu okuyun..
Felsefe forumu 17.Nisan 2009 tarihinde kuruldu.

Kardeş sitelerimiz Varoluşçu Psikoterapi ve Freud ve Psikanaliz 'i ziyaret ettiniz mi?

Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 13 mesaj ] 

04 Kas 2009, 17:43

Çevrimdışı
 İşçi sınıfı nereye gitti?
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2377
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Yakın zamanda ortaya atılan iddialardan birisi,marksist sınıf anlayışı ve çelişkisi anlayışına ters düşecek biçimde sanayi toplumunun dünya genelinde aşıldığı ve işçi sınıfının orta gelir grubuna terfi ederek proleter özelliklerinden arındığı yönündedir.

Dünya genelinde tabloya baktığımızda ikinci dünya savaşı sonrası 1970 lerin ortalarına kadar Avrupa ülkelerinde kapitalizmin büyüme gösterdiğini,sanayinin (özellikle petro-kimya endüstrisi) atılım yaptığını görmekteyiz.Ancak 1980 sonrası Avrupada yaşanan kısmi ekonomik durgunluk ve yer yer krizler ile sarsılan kapitalizm strateji değişikliğine gitti ve sanayi yatırımlarını durdurarak ağırlığını hizmet ve bilişim sektörlerine vermeye başladı.Büyük fabrika ve işletmelerde çalışan çok sayıda işçinin yerine ,fabrikaların tasfiyesi ile imalat sanayine dayalı daha küçük ölçekli işletmelere geçildi.Otomasyonun artışının da etkisi ile üretici güçlerini kaybeden toplumda işçi kesiminin yoksulluğu işsizlik ile daha da arttı.İşletmelerde teknik gelişme düzeyine göre daha fazla sayıda nisbeten yüksek ücretli kalifiye eleman(mühendis-mimar-sağlık ve eğitim emekçileri vb) istihdam edilmesi gerekti.Bunun sonucunda küçük burjuva değerlerine heveslenen nitelikli elemanların işçi sınıfı değerlerinden koptuklarını gördük.Kent varoşlarında işsizlik ile taşeron firmaların gündelik eleman olarak kullandığı kesim işçi sınıfı değerlerinden,bilincinden ve örgütünden koptular.

Dolayısı ile işçi sınıfının kalmadığı ,yerini orta sınıfın aldığı şeklindeki tez gerçekleri yansıtmamaktadır.Kapitalizm kendi yarattığı krizleri üretim ilişkilerini sürekli yeniden üreterek çözmektedir.Bu esnada klasik sanayi işçisinin yerini değişik koşullarda çalışan ancak emek sömürüsüne giderek artan oranda tabi işsiz ve emekçi kesim almıştır.

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

04 Kas 2009, 17:49

Çevrimdışı
 Re: İşçi sınıfı nereye gitti?
Sadık Üye
Sadık Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 28 May 2009, 22:39
Mesajlar: 836
 Profil Özel mesaj gönder  
Soruyu şöyle sorsak?
Bir grubu "sınıf" yapan şey nedir? Hangi özellikleri ne kadar taşıyanlar bir "sınıf" olarak kabul edilebilir?
İş yapanlar-işçiler var, ücret karşılığı çalışanlar var, emekçiler ve emeklerinin karşılığını alamayanlar da hala var... ama gerçekten halihazırda bir "işçi sınıfı" var mı?

_________________
varlığa anlam kazandıran yokluktur...


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

05 Kas 2009, 11:44

Çevrimdışı
 Re: İşçi sınıfı nereye gitti?
Sadık Üye
Sadık Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 28 May 2009, 22:39
Mesajlar: 836
 Profil Özel mesaj gönder  
aslında herkes, her türden insan, sürekli sınıf atlama peşinde, buna o kadar motive ki, durağan bir sınıf var mı artık acaba???

_________________
varlığa anlam kazandıran yokluktur...


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

05 Kas 2009, 16:41

Çevrimdışı
 Re: İşçi sınıfı nereye gitti?
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2377
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
minmis yazdı:
Soruyu şöyle sorsak?
Bir grubu "sınıf" yapan şey nedir? Hangi özellikleri ne kadar taşıyanlar bir "sınıf" olarak kabul edilebilir?
İş yapanlar-işçiler var, ücret karşılığı çalışanlar var, emekçiler ve emeklerinin karşılığını alamayanlar da hala var... ama gerçekten halihazırda bir "işçi sınıfı" var mı?


Marksist sınıf kavramından söz ediyorsak sevgili Mine,sınıf kavramını toplumsal değer ,üretiminde üretim araçlarına sahip olanlar ve olmayanlar bağlamında kullanıyoruz.

Üretim aracı dediğimiz şey sizin emeğinizi kullanıp bir değer (örneğin terziyseniz bir ceket,hekimseniz bir hizmet) üretmeniz için gereken hammadde, araç gereç ve fiziki yapıdır.

Burjuva sınıfı üretim araçlarına sahip olduklarından kazançlarını başka insanların emeklerinin bir bölümüne el koyarak sağlarlar.Kendi emekleri de vardır kuşkusuz ancak büyük kazançlarının kaynağı sırf kendi emekleri değildir...

Burjuva sözcüğünün küçümseyici bir yanı olmadığını bu terimin kapitalizmin gelişimi esnasında etrafı surlarla çevrili ve derebeyinin kontrolü altında bulunan, sakinlerinin çoğunu ticaret erbabı ve zanaatkarların oluşturduğu kentler,-kent sakinlerini tanımladığını hatırlatalım.

Küçük burjuva ise üretim gereçlerinin bir kısmına sahip,üretimde kendi emeği veya ailesinin emeğinin geçtiği küçük ölçekli işletmelerin sahipleri yahut esnaf için kullanılıyor.Şimdilerde ücreti nisbeten yüksek teknik-kalifiye eleman da bu sınıftandır.Küçük burjuvanın ayırd edici özelliği burjuva olmaya sürekli öykünmesi,sınıf atlama arzusudur.

İşçi sınıfı ise emeğinden başka satacak şeyi olmadığından her zaman kapitaliste muhtaç yaşamak zorunda kalan ve emek sömürüsüne tabi sınıftır.

Sınıf bir kavram olduğundan, insanın kafası sınıfın maddi gerçekliği olan bir şey olup olmadığı konusunda karışabilir.Ne varki mikroskop altında görünmemesine,labaratuar koşullarında teste tabi tutulmamsına rağmen ekonomik-sosyal hayatımıza yöne veren bir gerçeklik olarak "sınıf"ların varlığından söz edebiliriz sanıyorum.

Son söylediğiniz şey sınıflar arası geçişimin bu denli hızlı olduğu toplumda statik sınıfların varlığından söz edilebilir mi gibi bir lşey galiba.
Kanımca sınıflar esasen yerlerini gayet iyi koruduklarından Yuva(Home) filminde de geçtiği gibi dünya nüfusunun %20 si dünya zenginliğinin %80'ini kontrol etmekte.
Ülkemizde de belki bir kaç yüz aile türkiye ekonomisinin yürüten gücü oluşturmakta.
Kanımca sınıf atlamadan ziyade sınıf atlama arzusu veya bir ev araba-yazlık alıp sınıf atladığı yanılgısı söz konusudur.

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

07 Kas 2009, 16:53

Çevrimdışı
 Re: İşçi sınıfı nereye gitti?
Sadık Üye
Sadık Üye
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 28 May 2009, 22:39
Mesajlar: 836
 Profil Özel mesaj gönder  
Önce şunu söylemeliyim ki, bir etiketim yok...benim benimsediğim, sahip çıktığım... başkaları kendi ölçeklerine göre mutlaka bir yerlere dahil etmek isteseler de, en azından ben özel bir sınıf içinde göremiyorum kendimi, belki kavram karmaşasından... ama, kesin olan şey şu ki, patron değilim, yazlık-kışlığım da yok, bankada param da... (halen; işim itibarıyla emekçiyim, ama maaşım ortanın üzerinde :roll: , yazlık almaya kalkışırsam küçük burjuvaya dönüşeceğim :roll:)

Sevgili Gökyüzü, yazınızdan alıntılar yaparak sorular sormak, sorular sorarak düşünmek, ifade etmek, öğrenmek ve bazen de bazı şeyleri vurgulamak istiyorum...
(numaraları izleyen siyahlar yukarıdaki yazıdan alıntı, maviler bana ait)

1- Burjuva sözcüğünün küçümseyici bir yanı olmadığını bu terimin kapitalizmin gelişimi esnasında etrafı surlarla çevrili ve derebeyinin kontrolü altında bulunan, sakinlerinin çoğunu ticaret erbabı ve zanaatkarların oluşturduğu kentler,-kent sakinlerini tanımladığını hatırlatalım.

Kapitalizm, ortaçağ döneminde, durduk yerde birkaç kişinin "hadi biz bu sistemi geliştirelim, yaygınlaştıralım, işimize bakalım" diye yoktan var ettiği bir sistem midir? Yoksa, tarihsel gelişim içinde, ekonomik, ticari, bilimsel-teknolojik gelişmelerin bir aşamasında, bir seçenek olarak belirivermiş, bazı güçlere cazip gelerek benimsenmiş, kitlelerin de onun cazibesine kapılması sağlanmış, giderek de kendini besler ve besletir hale gelmiş bir sistem mi?

2- Küçük burjuva ise üretim gereçlerinin bir kısmına sahip,üretimde kendi emeği veya ailesinin emeğinin geçtiği küçük ölçekli işletmelerin sahipleri yahut esnaf için kullanılıyor.Şimdilerde ücreti nisbeten yüksek teknik-kalifiye eleman da bu sınıftandır.Küçük burjuvanın ayırd edici özelliği burjuva olmaya sürekli öykünmesi, sınıf atlama arzusudur.

Sosyal antropolojik ve sosyolojik olarak, insanların bazılarının “burjuva” veya “küçük burjuva” (üretim gereçlerine sahip olma ve kullanma bakımından) olması, kaçınılmaz bir durum, bir çeşit yazgı gibi… teknik-kalifiye elemanlara da bu ismi vermek ya da vermemek ise bugün bize kalmış… bence başka bir alt-sınıf gibi bu grup…
Öyle ya da böyle, -adına sınıf atlamak demeksizin- tek tek bir insanın ya da grubun, durumunu iyileştirmeye çalışması, kendini aşmaya çabalaması, bunu arzulaması, kötü bir şey mi? Elbette hayır… Ne zaman kötü oluyor? Başkasının hakkına el uzatılarak bu arzu gerçekleştirilmeye çalışılırsa…

3- İşçi sınıfı ise emeğinden başka satacak şeyi olmadığından her zaman kapitaliste muhtaç yaşamak zorunda kalan ve emek sömürüsüne tabi sınıftır.

Bu, kendinde bir gerçeklik midir? Hayır… Nereden baktığınıza bağlı…halihazırdaki durumda öyle görünüyor gibi olsa da, bir gün çöplerimiz alınmasa, fırınlar ekmek yapmasa, elektrikler kesilse, vs, hayatımız -şu andaki dünyamızda da- felce uğradığına göre, bu gerçek değil… bazen işçilerin özellikle böyle aciz hissettirilmesinden, kendi gücünün, değerinin farkında olmamasından nemalanan -işverenler dışında- başka kesimler (dikkat:güçsüzlüğü, kendini geliştirmeye ve güçlenmeye dönüştürmeksizin, ondan kışkırtıcı bir unsur olarak faydalanmaktan söz ediyorum) de olduğunu düşünesim geliyor… belki, güneydoğudaki feodaliteyi kırmak için hiç çaba göstermeksizin, başka hevesler peşine düşmek de, başka bir türlüsü gibi bu durumun…

4- Sınıf bir kavram olduğundan, insanın kafası sınıfın maddi gerçekliği olan bir şey olup olmadığı konusunda karışabilir.Ne varki mikroskop altında görünmemesine,labaratuar koşullarında teste tabi tutulmamsına rağmen ekonomik-sosyal hayatımıza yöne veren bir gerçeklik olarak "sınıf"ların varlığından söz edebiliriz sanıyorum.

Bu sınıf kavramını güncellemek gerekmiyor mu hala?
Marks’ın sınıflarını günümüz koşullarına göre "update etmek" gerekmiyor mu? Üstelik ülkemiz koşullarında başka yorumlar da gerekmez mi? “Farkı yaratan ayrıntılardır”ı da dikkate alıp, kendi güncelimize özgü, yeni sınıflamalar ve çözümler bulmaya çalışmak, yanlış mı?

Önce marksizmi koşulsuz benimseyip, mevcut durumu ona göre isimlendirmek ve yol haritaları çıkarmak yerine, marksizm dahil her türlü ideolojiye -teoriye ve pratiğe- hakim olarak, bugünü değerlendirip-algılayıp, genel ve yerel özellikli, uygun yol haritaları oluşturmak mümkün değil mi?
Doğrusu, ne kadar, uygulamasının iyi yapılmadığından ötürü başarılı olmadığı iddia edilse de, bu elbisenin bugünkü insanlık bedenine uygun olmayabileceğini düşünmek, umut verici yeni bir başlangıç olmaz mı?

5- Son söylediğiniz şey sınıflar arası geçişimin bu denli hızlı olduğu toplumda statik sınıfların varlığından söz edilebilir mi gibi bir lşey galiba.
Kanımca sınıflar esasen yerlerini gayet iyi koruduklarından Yuva(Home) filminde de geçtiği gibi dünya nüfusunun %20 si dünya zenginliğinin %80'ini kontrol etmekte.
Ülkemizde de belki bir kaç yüz aile türkiye ekonomisinin yürüten gücü oluşturmakta.
Kanımca sınıf atlamadan ziyade sınıf atlama arzusu veya bir ev araba-yazlık alıp sınıf atladığı yanılgısı söz konusudur.

Uygulamayı geçtik, dünyanın dört bir yanında, -ekonomik gücün %20’nin elinde olması gerçekliğine karşın- insanların büyük çoğunluğunda (hem gelir düzeyi çok düşük olup ezilen sınıfta, hem de aydın-eğitimli-sorumlu insanlarda), düşünce düzeyinde bile ikna edici, harekete geçirici olmaktan uzak olmasının kendisi de, acaba bir ipucu olabilir mi???

Ev, araba sahibi olmak, düzgün bir tatil yapmak isteği bizim ülkemize göre sınıf atlama ölçeği (ülkemiz şartlarında, hiç de yabana atmamak gereken, çok da insanca istekler)… Ortalama Avrupalının, orta sınıfının da, işçisinin de böyle bir kaygısı yok, Avrupa’daki işçinin de işsizin de sosyal ve ekonomik olanakları bizimle aynı değilken, nasıl dünyaca ortak bir sınıf kavramından, mücadelesinden söz edilebilir? Tek ortak taraf, zengin patron düşmanlığı mı yani?

Ve bir örnek: Et tüketimi, 1989’da Doğu Almanya’da yüksek imiş, iyi de Amerika ve Fransa’da da diğer pek çok ülkeden ve SSCB’ den yüksek ise oran, sorun, nasıl bir sistem sorunu olarak algılanmaya ve algılatılmaya çalışılır, ben bunu anlayamıyorum…

Ve bir başka deyiş; hayallerdeki, özlenen yaşam (devrim?) olana dek, bu sistem içinde el-kol bağlı mı oturulacak, ya hep ya hiç dercesine?
Ya da her şeye karşı durularak, az sayıdaki ikna olmaya yatkın insanlar da kaçırılacak mı?
Düşmanlık cephesi genişletilerek kitlelere ulaşmak mümkün müdür?
Ya da nasıl bir topluluk elde edilir insanlar sadece düşmanlıkla beslendiğinde?

Asıl sorun, sadece seçilmiş ideoloji mi, yoksa önce insanı hedef alan, insanın her şartta ama adil biçimde, değerli ve onurlu kılındığı bir eksenin var olup olmaması mı?


_________________
varlığa anlam kazandıran yokluktur...


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

07 Kas 2009, 19:08

Çevrimdışı
 Re: İşçi sınıfı nereye gitti?
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2377
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Mine hanım verdiğiniz ayrıntılı yanıt için teşekkür ederim.Tartışma platformunda böyle karşılıklı,üzerinde düşünülmüş emek verilmiş iletiler sayesinde hem biz hem de konu okuyan herkes daha kolay meseleyi analiz edebiliyor..
minmis yazdı:
Kapitalizm, ortaçağ döneminde, durduk yerde birkaç kişinin "hadi biz bu sistemi geliştirelim, yaygınlaştıralım, işimize bakalım" diye yoktan var ettiği bir sistem midir? Yoksa, tarihsel gelişim içinde, ekonomik, ticari, bilimsel-teknolojik gelişmelerin bir aşamasında, bir seçenek olarak belirivermiş, bazı güçlere cazip gelerek benimsenmiş, kitlelerin de onun cazibesine kapılması sağlanmış, giderek de kendini besler ve besletir hale gelmiş bir sistem mi?


Kapitalizm üretici güçler denilen ve giderek teknikleşen araç gerecin, 15.-16 yy dan itibaren geldiği gelişimsel noktada, o güne kadar kurulan üretim ilişkilerini geçersiz kılması ve değişikliğe sevk etmesi ile ortaya çıktı.

Dokuma tezgahı,pusulanın keşfi ve gemicilikdeki ilerlemeler ile yeni kıtaların keşfi sayesinde ticaret ile akan zenginlik,ve daha sonra matbaa,buharlı makinelerin icadı ile kömürün gücünün keşfedilmesi zorunlu olarak feodal bey ile serf arasında alışılmış biçimde yürüyen üretim ilişkilerini sarstı ve değiştirdi.Serfin kol emeği ile ürettiği ürün imalat sanayi ile boy ölçüşemez duruma geçtikçe feodal beyler beslemekte dahi güçlük çektikleri serflere yol vermeye başladılar.Serfler geçinemedikleri köy yerlerini terkedip kentlere göçerek emek güçleri ile imalat sanayinde ve daha sonra endüstride iş gücünü oluşturdular.Köyden kente göç denilen olgu ülkemizde sanayi devrimi geciktiğinden cumhuriyetin kurulmasından çok sonra gerçekleşmiştir.

Yani kapitalizmin, marksist ekonomi-politikte tarihsel koşulların zorlaması ile ortaya çıktığı kabul edilir.

Alıntı:
Sosyal antropolojik ve sosyolojik olarak, insanların bazılarının “burjuva” veya “küçük burjuva” (üretim gereçlerine sahip olma ve kullanma bakımından) olması, kaçınılmaz bir durum, bir çeşit yazgı gibi… teknik-kalifiye elemanlara da bu ismi vermek ya da vermemek ise bugün bize kalmış… bence başka bir alt-sınıf gibi bu grup…
Öyle ya da böyle, -adına sınıf atlamak demeksizin- tek tek bir insanın ya da grubun, durumunu iyileştirmeye çalışması, kendini aşmaya çabalaması, bunu arzulaması, kötü bir şey mi? Elbette hayır… Ne zaman kötü oluyor? Başkasının hakkına el uzatılarak bu arzu gerçekleştirilmeye çalışılırsa…


Sınıf sosyolojik veya antropolojik olmaktan çok ekonomi politik bir terimdir.İktidar ve üretim araçlarına sahip olmak belirleyici faktördür.İnsanoğlunun üretim ilişkilerinin kölecilik-feodalite ve kapitalizm şeklinde gelişmesi doğal olarak kabul edilir.

Küçük burjuva isminin telaffuz edilmesinin amacı da küçümsemek veya sırf isim takmış olmak değildir.Küçük burjuva tam da sınıf atlamak isteyen ancak atlayamayan ve sahip olduğu bilinç ile örgütsel anlamda emekçi sınıfın aleyhine burjuva sınıfının lehine hareket eden bir sınıfı tanımlar.İttifakını burjuvalar ile kurma eğiliminde olmasına rağmen nadiren burjuva sınıfına yükselebilir.

Bir insanın ya da grubun durumunu iyileştirmeye çalışması kötü bir şey midir? Kuşkusuz değildir ama birisinin durumu iyi diğerinin ki kötü olacaksa,olmaya devam edecekse toplumsal anlamda şifa veren bir şey de değildir.Maksat özgürlük ve eşitliğin sağlanmasıdır.Ancak burjuva demokrasilerinde özgürlükte eşitlikte şekilsel olarak sağlanır.Seçilme imkanı olmayan "sanal" bir "özgürlük-seçme şansı" özgürlük değildir.Eşitlik de yasalar önünde eşitlik ve insan hakları bağlamında ileri sürülüyor.Ancak yasalar burjuva devletinin yasaları ve onu kollayan kolluk güçleri de burjuva devletinin emri altında bulunmakta.Çalma suçtur ve cezası hapistir.Ancak hırsızlık anlayışı burjuva devletinde "emeğini çalma" suçtur şeklinde değil "birisinin elindeki bir eşyayı çalma suçtur" şeklinde bir anlama sahip.Dolayısı ile aç insanın ekmek çalması bile polise haber verildiğinde kolayca hapis cezası getirebilirken,maaş ödemeyen-eksik ödeyen,fazla mesai yaptırıp ücretini ödemeyen,yıllarca çalıştığı halde kendisi köşeyi dönerken işçisi bel veren işverene yasal ya da vicdani hiç bir ceza verilmez.Yasaları hangi gücün yaptığı ortadadır.
Alıntı:
Bu, kendinde bir gerçeklik midir? Hayır… Nereden baktığınıza bağlı…halihazırdaki durumda öyle görünüyor gibi olsa da, bir gün çöplerimiz alınmasa, fırınlar ekmek yapmasa, elektrikler kesilse, vs, hayatımız -şu andaki dünyamızda da- felce uğradığına göre, bu gerçek değil


Bu dedikleriniz grev ortamında oluyor.Ancak işçilerin bilinçlenmesi ve örgütlenmesi halinde grev söz konusu olabilir.Oysa bu istenmiyor,sendikalar ayakbağı olarak görülüyor.Sendikaların yolsuzluk-usulsüzlük kaynakları olduğuna dair çeşitli tevatür çıkartılarak sendikaların aslında zararlı bir şey olduğu iması yapılıyor.Ayrıca grevlerin ortamı karıştıran,geren ve "milli servete"(esasen burjuvazinin sahip olduğu zenginliğe) zarar veren faaliytler olduğu konusunda halk kışkırtılıyor.Emekçiler örgütlenemdikleri müddetçe her tür sömürüye açık olacaklardır.İşçiyi örgütlenme ve bilinçlendirme mücadelesi ise egemen güçlere karşı verilmesi gereken başlı başına çok zor bir mücadeledir.

Alıntı:
Bu sınıf kavramını güncellemek gerekmiyor mu hala?
Marks’ın sınıflarını günümüz koşullarına göre "update etmek" gerekmiyor mu? Üstelik ülkemiz koşullarında başka yorumlar da gerekmez mi? “Farkı yaratan ayrıntılardır”ı da dikkate alıp, kendi güncelimize özgü, yeni sınıflamalar ve çözümler bulmaya çalışmak, yanlış mı?

Kapitalizm "üretim ilişkilerini"; teknolojik yenilikler ve açılan yeni iş sahalarında emekçi-burjuva arasında yeni roller üreterek "update" ediyor zaten.Marksın öngördüğü devrimin bir türlü gerçekleşememesinin sebeplerinden birisi budur.Devrim denilen şey esasen "toplumun ekonomik üretim , paylaşım ve fertlerin birbirleri ile olan ilişkilerinde eşitlik ve özgürlüğün hakim olmasıdır" Bu devrimi nasıl yaparız,soru budur.Ezilen işçi sınıfının böyle bir devrimin motru olabileceği öngörülmüş Çin gibi ülkelerde köylerde gerçekleşen ayaklanmaların yine böyle bir devrim ile neticelenebileceği iddia edilmiştir.Avrupa komünizmi ise parlamenter sistem içerisnde legalize olmuş sosyalist partiler eliyle, devrim olmasa da beklenen sonuçlara doğru bir evrilmenin mümkün olabileceğini varsaymıştır.Ancak günümüzde Avrupada egemen burjuvazinin, SSCB nin yıkılması ve devrimci solun gerilemesinden sonra kitlelerin stabilizasyonunu sağlamak için verdiği sosyal demokrat tavizlerden vaz geçtiği sağ ve ırkçı eğilimlerin yükseldiği görülmekte...

Sınıf kavramı temelde yerinde durmaya devam ediyor ve üretici güçler iktidarın tekelinde olduğu müddetçe de edecekte.Ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama hekimlerin muayenehane açma haklarını ellerinden almak için AKP hükümetinin sarfettiği bunca gayrette ben ellerindeki üretici güç olan muayenehanelerini alarak sıradan işçi konumuna getirme arzularını görebiliyorum.

Alıntı:
Uygulamayı geçtik, dünyanın dört bir yanında, -ekonomik gücün %20’nin elinde olması gerçekliğine karşın- insanların büyük çoğunluğunda (hem gelir düzeyi çok düşük olup ezilen sınıfta, hem de aydın-eğitimli-sorumlu insanlarda), düşünce düzeyinde bile ikna edici, harekete geçirici olmaktan uzak olmasının kendisi de, acaba bir ipucu olabilir mi???


Dünyada emekçilerin örgütlenme problemleri bulunmakta.Burjuvazinin elinde her türlü yaptırım olanağı var,zira güç kendisinde.Askeri,yasası ve propaganda gücü(medyası) var.Emekçiler ise işten atılma korkusu ile örgütlenme konusunda isteksiz.Hatta gününün büyük kısmını çalışarak geçirdiği için siyasi faaliyetlere ayıracağı zamanı da yok.Emekçilerin eğitimleri iyi değil,burjuvazi kadar kurnaz değiller.Burjuvazinin iyi örgütlenmiş ve iyi propaganda yapan partileri emekçilerin oyunu kolayca almayı başarıyor.Örneğin AKP kurucularına ,ilçe teşkilatlarına bakın.Hepsi zengin,ticaret erbabı eşraftan insanlar.Onlara biraz kömür ve gıda yardımı karşılığı oy veren emekçiler değil mi?

Bir diğer fakötr de sistemle uzlaşma ve sorun sıkıntı yaşamama arzusu.Emekçinin devamlı mücadele vererek yaşaması zor olduğu için kendi kurduğu küçük dünyasında ailesi ile kavgasız gürültüsüz yaşamak istiyor.Davet edildiği sınıf savaşında aktif rol alma çağrısına katılmakta isteksiz.

Burjuvazi haklı değil ama örgütlü ve çok güçlü....

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

08 Kas 2009, 12:28

Çevrimdışı
 Re: İşçi sınıfı nereye gitti?
yeni üye
yeni üye
Kayıt: 08 Kas 2009, 11:44
Mesajlar: 6
 Profil Özel mesaj gönder  
Kuramsal olarak insanlığın şimdiye kadar görüp görebildiği en mükkemel felsefi bir yaklaşım olmasına rağmen.Çok da basit bir açmazdan çıkmaza girmiştir.

İnsanı konu alan marksizmin zırt dediği yer yine insanın bizzat kendisidir.

Marksizm'de kapitalizm eleştirisi mükkemmeldir. Kapitalizmi en mükkemel biçimiyle açıklayan anlamamıza yardımcı olan da Marksizmdir.

Kuramlar basit önermlerden başlayarak karışık önermelerle birlikte bir sistem oluşturup çözümlemelere varırlar.

Marksizmin zırt dediği yer ise "ekonomik insan" tanımı konusundaki zaafiyetidir.
Marks insanı Adam Smith gibi algılamaz. İnsanı daha mükkemel daha felsefi bir yaratık olarak algılar. Ama gerçekte tüm insanlığı gözününe aldığınızda insanlık Marksın önermeleri doğrultusunda değil Adam Smith'in önermeleri doğrultusunda faaliyette bulunur.

Her ne kadar bir Marksist olarak bu gerçek ruhumu karartsa da kabul etmek zorunda kaldığım bir gerçektir.

Sanırım daha uzun yıllar da ekonomik insan Marksın ihtiyaçlar ve toplum felsefesine göre değil. Adam Smith'in çoğu aza tercih eder felsefesine uygun davranacaktır.

Marksist felsefe ve ahlak sisteminin insanlık tarafından kabulu ancak yüksek karakterli insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda şekillenebilir.

Utopia ile savaşmış biz marksisteler. İnsanlığın Adam Smith'in tanımına uygun davranması sebebiyle Utopik bir felsefe olarak daha uzun yıllar kalmak zorundayız gibi geliyor bana.

Herşeye rağmen Marksist ruhuma saygım sonsuzdur.
İnsanlık Marksist ruh ve felsefeyi birgün anlayacaktır.
Determinist süreçlere bir katkımız olabilecekse ne mutlu bize. Taşıma su ile değirmen döndürmek olacak gibi görünmüyor.

Bu Bağlamda işçi Marksın toplumdan ihtiyaçın kadar al, yeteneğin kadar ver söyleminden kaçarak. Çoğu aza tercih et eylemini yapmak üzere Adam Smith'in gemisine binmiş gidiyor.

Arkasından el sallamaya değmez.


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

09 Kas 2009, 17:57

Çevrimdışı
 Re: İşçi sınıfı nereye gitti?
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2377
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
oldman_55 yazdı:
Marksizmin zırt dediği yer ise "ekonomik insan" tanımı konusundaki zaafiyetidir.
Marks insanı Adam Smith gibi algılamaz. İnsanı daha mükkemel daha felsefi bir yaratık olarak algılar. Ama gerçekte tüm insanlığı gözününe aldığınızda insanlık Marksın önermeleri doğrultusunda değil Adam Smith'in önermeleri doğrultusunda faaliyette bulunur.


Değer ölçümüzün "azlık-çokluk" ölçüsü doğrultusunda değişmemesi gerektiğini daha Sokrates okuduğumuz günden beri bilmekteyiz -!-
İdrak ettiğimiz gerçekleri azınlıktayız diye bir kenara bırakmayacağız tabi.

İnsan demişsiniz ama insan diye tek bir soyut bir varlık da yoktur kabul edersiniz sanırım....
Eğitim derecesi ve sınıf bilinci düşük ,kapitalist propagandanın ve teknolojinin albenisine zihni ve gönlü ister istemez açık işçi ve köylü sınıfından insanlar var.

Burjuva ve Küçük burjuva ideolojisi doğrultusunda ve çıkarları ölçüsünde düşünen ,dünyayı kavrayan küçük ve büyük mülk sahipleri de var.

Gerçek anlamda sınıf bilincine sahip veya sınıfı işçi sınıfı olmamasına rağmen entelektüel seviyesi ve duygusal olgunluğu itibarı ile gerçekleri görüp de çıkarları adına bu gerçekleri inkar etmeye yüreği el vermeyen insanlar da var.
Siiznde bu son sınıfta olduğunuz görüyor ve tebrik ediyorum...

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

10 Kas 2009, 11:33

Çevrimdışı
 Re: İşçi sınıfı nereye gitti?
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Kayıt: 02 Ağu 2009, 03:02
Mesajlar: 162
Yaş: 20
Konum: Istanbul
 Profil Özel mesaj gönder  
Tarihsel süreci göz önünde bulundurursak, kapitalizmi emekçi sınıf (soylu, din görevlisi ve devlet adamı olmayanları kastediyorum) yarattı diyebilir miyiz?


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

10 Kas 2009, 19:35

Çevrimdışı
 Re: İşçi sınıfı nereye gitti?
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 2377
Yaş: 45
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
immortal yazdı:
Tarihsel süreci göz önünde bulundurursak, kapitalizmi emekçi sınıf (soylu, din görevlisi ve devlet adamı olmayanları kastediyorum) yarattı diyebilir miyiz?

Kapitalizmi ilk insan yarattı da diyebiliriz (MÖ 4.5 milyon yıl önce) :geek:

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Varoluşçu psikoterapi ile Freud ve psikanaliz sitelerini ziyaret ettiniz mi?


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 13 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Culture and Art Other


ShoutMix chat widget

XHTML 1.0 Standartlarina Uygundur!  CSS 2.1 Standartlarina Uygundur!  Foruz