Giriş |  Kayıt

Hoşgeldiniz
Tebrikler
İbrahim


Felsefe Forumu'na hoş geldiniz.
Yalnızca kayıtlı üyelerimiz "aktif başlıkları göster"
butonu ile son tartışmaları görebilir ve katılabilirler.

Felsefe forumu sayfasını facebooktan takip etmek için beğenin
İyi forumlar!

Önemli forum içeriklerinden bazılarına
http://ww.cangungen.com
http://varoluscuterapi.net
ulaşabilirsiniz.


Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 

18 Haz 2010, 11:28

Çevrimdışı
 Pal Sokağı Çocukları / Frenc Molnár
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 5009
Yaş: 49
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Resim


Pal Sokağı Çocukları / Frenc Molnár


Pal Sokağı Çocukları, Budapeşte doğumlu Ferenc Molnár’ın ilk kez 1907 yılında yayımlanan eseri ve yazarın bütün dünyada en fazla tanınan kitabıdır. Öyle ki, Molnár’ın yazar kimliği, Macar edebiyatı içinde olmasa bile dünya edebiyatındaki konumu itibariyle bu eserin gölgesinde kalmış ve pek çok okur için Molnár, romanın bir çocuk edebiyatı klasiği haline gelmesi nedeniyle, çocuk edebiyatı yazarı olarak algılanmıştır. Budapeşte’de yoksul bir semt olan Józsefváros’ta yaşayan bir grup çocuğu ve onların biricik yaşam alanı olan Arsa için verdikleri mücadeleyi anlatan roman, Nemeçek ve Boka karakterleriyle Molnár’dan daha fazla tanınır hale gelmiştir.

Öte yandan yazar, Pal Sokağı çocuklarıyla ortak bir kaderi paylaşmıştır. Çocukların Arsayı erişkinlerin dünyasına terk etmesinden yıllar sonra, 2. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Molnár, Nazilerin Macar Yahudilerine zulmünden kaçarak önce İsviçre’ye, ardından ABD’ye göç etmiş, yaşamının sonuna kadar Macaristan’dan uzak kalmıştır.

Macaristan’da yirminci yüzyılın başlarında alevlenen halk edebiyatı-kent edebiyatı tartışması, “ulusal karakterden yoksun kozmopolit Yahudi halkı” edebiyatı ile “gerçek Macarlar”ın ürünü olan edebiyat arasında sahte ve yapay bir ayrım yaratmış ve bu ayrım, kodlanmış anti-semitizmin üzerini örtmek için kullanılmıştır. Hızlı asimilasyona rağmen, giderek güçlenen anti-semitizm dalgası Yahudi yazarların tepki göstermesine yol açmış, ahlak kurallarını hiçe sayan asimilasyona karşı ikili kimliğin benimsenmesi yönünde, Yahudi halkını dayanışmaya çağıran güçlü sesler çıkmaya başlamıştır.
Bu çağrının, Molnár’ın romanında, idealize edilmiş çocuk karakterler üzerindeki etkisi yoğun biçimde hissedilir ya da başka türlü söyleyecek olursak, Molnár’ın Pal Sokağı Çocukları, birlik, beraberlik ve dayanışmaya davet eden bu çağrının bir parçası haline gelmiş gibidir.

Jaklin Çelik (Roman Kahramanları Ocak Mart 2010)
Özet:Olay kırmızı gömleklilerin pal sokağı çocuklarından olan Nemeçek’in bilyelerine el koydum yapmasıyla başlar. Pal sokağı çocuklarınca kutsal sayılan bayrağında çalınmasıyla alevlenir. Ve gerçek bir çatışmaya dönüşür. Nemeçek birkaç arkadaşıyla kırmızı gömleklilerin sığınağına gidip bayraklarını gizlice geri alırlar. Bayrağı almak için sığınakta aştıkları zor şartlara Nemeçek dayanamayıp hastalanır. Bu sırada Gereb kırmızı gömlekliler çetesine katılır. Nemeçek hasta haliyle evden kaçıp kırmızı gömleklilerin sığınağına gizlice gider. Yakalanır fakat kırmızı gömlekliler onu küçük görüp serbest bırakırlar. Savaş günü Nemeçek olmadan savaşı kazanırlar. Üstelik Nemeçek’in topladığı bilgilerle. Bu sırada Nemeçek gelir. Boka ona yüzbaşı olduğunu söyler. Ve teşekkür eder. Bu sırada Gereb gelip hepsinden özür diler. Tekrar pal sokağı çocuklarına katılır. Ertesi gün Nemeçek’i ziyaret ederler. Gelen doktor ‘’ Her an ölebilir der’’.Doktor gittikten sonra Nemeçek’in gözleri kapanır .Tam olarak anlamını bile bilmedikleri ölüm, arkadaşlarını vurmuştur. Üzülerek evlerine dağılırlar. Boka ertesi gün ağlayarak gelir. Söylediğine göre savaşı yaptıkları ,uğruna bir arkadaşlarını kaybettikleri o kutsal arsa artık yoktur. Oraya bir apartman yapılacaktır. Derste hepsi aynı şeyi düşünüyordu. Kimi zaman keder kimi zaman mutluluk veren Yaşam denilen şey neyin nesiydi?.......
.

Hakan Günday yazdı:
Ferenc Molnar yazdı. Yıl 1906. 104 yıl önce. Bir gazeteci. 29 yaşındaydı. Tek derdi, edebiyat öğretmeninin ricasını kırmamaktı. "Bir şeyler yaz" demişti. "Okul gazetesi için! Destek ol bana." Ferenc Molnar yazdı: Pal Sokağı Çocukları. Ferenc Molnar hatırladı: Dünyanın bütün çocuklarını. Ferenc Molnar anladı: Bütün çocukların aynılığını.

Bir arsa hayal etti. Türkçedeki varoş kelimesinin Macarcadaki varos kelimesinden ite kaka geldiğine kanıt, köhne bir boşluk. Kuşatıldığı binaların gölgesinde, Peter Pan"ların hüküm sürdüğü bir arsa. Çocuklar hayal etti. O arsada bilyelerini yuvarlayan. O arsada çocuk kalan. O arsa için savaşan. İki çete. Birinin en küçüğü Nemescek, diğerinin adı Kızıl Gömlekliler. Bir Nemescek hayal etti. Arsa için hayatını veren. Oyun devam etsin diye büyümekten vazgeçen. Bir arsa hayal etti. Bir boşluk. Dünyanın bütün şehirlerindeki her yerden daha dolu. Ne bir adanın ne de bir bulutun üstünde. Üç binanın arasında, bina tutulmasına yakalanmış bir loşluk. Çocukların zamanla açtığı, çocukların zamanla solduğu bir boşluk. Bir savaş hayal etti. Mermilerin içinin kumla dolu olduğu, beyaz bayrakların çamaşır iplerinden koparıldığı, kazananın da kaybedenin de dost olduğu.

Ferenc Molnar öyle bir roman yazdı ki milyonlarca insan, adını verdiği sokaktan geçti. Ama ne kaldırımı ne de sokak lambası eskidi. Ferenc Molnar öyle bir roman yazdı ki Pal Sokağı"na bir defa giren bir daha çıkamadı. Boyu büyüklerin hayatında hiçbir anlam taşımayan her anlamın heykeli her köşesine dikildi. Nemescek de, çocukluk da ölümsüzleşti. Koca bir sokak, koca bir çıkmaz oldu. Ve Pal Çıkmazı Çocukları, bugün hâlâ her yerde. Cam kırar, zil alıp kaçar ve gülerler. Pal Çıkmazı"nda, oyun yaşı ölünce geçer.

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

18 Haz 2010, 11:32

Çevrimdışı
 Re: Pal Sokağı Çocukları / Frenc Molnár
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 5009
Yaş: 49
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Saat bire çeyrek vardı. Okulun fizik laboratuarındaki deney masası üzerinde yürütülen uzun ve başarısız deneylerden sonra, gerilim dolu an gelip çatmış, deney lambasının renksiz alevinde zümrüt yeşili, hoş bir ışık belirmişti. Öğretmen, böylece aleve yeşil bir renk verecek kimyasal bileşimi gerçekleştirmiş oluyordu. Başarısını kanıtlayan bir işaretti bu. Dediğim gibi, saat bire çeyrek kala, işte bu anlı şanlı başarı anının tam ortasında, komşu evin avlusundan yükselen bir laterna sesi, sınıfın havasını değiştiriverdi.
Oldukça sıcak bir Mart günüydü. Pencereler ardına kadar açılmıştı. Laterna sesi, hafîf bahar rüzgarıyla, sınıftan içeri doluyordu. Şen şatır Macar halk şarkılarından oluşan bu ezgi, laternadan yükseldiği için olacak, hemen hemen bir marş ya da az buçuk bir Viyana valsi havasındaydı. Hani bütün sınıf, makaraları koyverse yeriydi. Aslında tek tük gülenler de olmadı değil. Deney lambasında neşeyle ışıldayan yeşil çizgi, ancak ilk sıralardaki birkaç çocuğun dikkatini çekebilmişti. Ötekiler, küçük komşu evlerin damlarının göründüğü pencereden dışarı bakıyorlardı. Bütün gözler, öğle güneşinin altında ışıldayan uzaktaki kilise kulesinde, kuledeki saatin yelkovanında, gönülleri ferahlatarak bire doğru yaklaşmakta olan saatin yelkovanındaydı. Dışarıya kulak verdiler mi, müzikle birlikte birtakım yabancı sesler de geliyordu. Atlı tramvayın çan sesleriyle birlikte, laternanın çaldığından bambaşka hava tutturan hizmetçi kızın şarkısı işitiliyordu. Bütün sınıfa bir canlılık gelmişti. Kimileri sıraların altındaki kitaplarını karıştırıyor, düzensever öğrenciler yazı kalemlerinin uçlarını siliyorlardı. Boka, kırmızı meşinle kaplanmış olan mürekkep akıtmayacak biçimdeki hokkasını kapatmaya çalışıyordu. Bu hokka, mürekkep damlatmazdı, ama cebe sokulmamak koşuluyla... Çele de, kitap yerine geçen not kağıtlarını topluyordu. Çele, oldum olası süse, cakaya düşkün bir çocuktu. Öbür öğrencilerin yaptığı gibi yanında sürüyle kitap taşımazdı. Yanına yalnızca en gerekli kağıtları alır, onları da dikkatle bütün ceplerine dağıtırdı. En arka sırada oturan Çonakoş, sıkkın bir su aygırı gibi, ağız dolusu esnemeye koyulmuştu. Vays, sırayla bütün ceplerini tersyüz ediyor, saat ondan on üçe kadar parça parça kopararak yediği küçük beyaz ekmeğin kırıntılarını temizliyordu. Bu arada Gereb de, ha kalktım ha kalkıyorum dercesine, sıranın altında ayaklarını sürtüp duruyordu. Barabas'a gelince, o da kucağına muşambasını yaymış, kitaplarını büyüklüklerine göre diziyordu. Kitapların dizilmesi bitince, elindeki kayışla öylesine sıkı sıkı bağladı ki kitapları, altındaki sıra gacır gacır öttü. Kendini iyice zorlamış olan Barabas'ın yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Uzun sözün kısası, herkes kendi bildiğince, sınıftan çıkıp gitmenin hazırlığı içindeydi. Dersin beş dakika sonra biteceğini umursamazmış gibi görünen tek kişi, öğretmendi. Yumuşak bakışlarım sınıftaki çocukların üzerinde şöyle bir dolaştırdı:
- Ne var, ne oluyor?
Bütün sınıf derin bir sessizliğe büründü. Sinek uçsa duyulacaktı neredeyse. Barabas elindeki kayışı gevşetti. Gereb ayaklarını sürtmeyi kesti. Vays dışarı çıkardığı cep astarını yeniden içeri soktu. Çonakoş eli ağzında, esnemeyi bitirdi. Çele kağıtlarını toplamayı bıraktı. Boka kırmızı hokkasını telaşla cebine soktu. Ne gariptir ki, hokka cebe girdiğini duyar duymaz, güzelim mavi mürekkebini sızdırmaya başlamıştı bile.
- Ne oluyorsunuz? diye tekrarladı öğretmen. Ama çocuklar yerlerinden kıpırdamıyorlardı bile. Öğretmen pencereye dönüp dışarıya şöyle bir baktı: Laternadan yükselen ses, okulmuş, disiplinmiş bana vız gelir der gibi sürüp gidiyordu. Oğretmen yine de laterna sesinin geldiği yöne sert sert baktı.
- Çengey, pencereyi kapat!
Çengey, ufaklık Çengey yerinden fırladı, yüzü her zamanki gibi ciddiydi. Gidip pencereyi kapattı.

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 

18 Haz 2010, 11:38

Çevrimdışı
 Re: Pal Sokağı Çocukları / Frenc Molnár
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 5009
Yaş: 49
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Nemeçek, Arsaya ulaşıp da dönüp arkasına baktığında, Ferenç Atş'ın kırmızı gömleği odun yığını üzerinde görünmüyordu artık. Ama, kalenin burcundaki bayrak da yok olmuştu. Çele'nin kız kardeşinin diktiği kırmızı-yeşil küçük bayrağı, Ferenç Atş alıp gitmiş olmalıydı. Acaba odun yığınları mı saklıyordu Ferenç'i? Yoksa hemen bıçkı atölyesinin yanındaki Maria Sokağı'na mı çıkmıştı? Sakın iki arkadaşıyla, şu Pastor Kardeşlerle birlikte herhangi bir yere saklanmış olmasındı.
Pastor Kardeşlerin de burada olabilecekleri düşüncesi Nemeçek'in içini ürpetti. Pastor Kardeşlerle karşılaşmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyordu artık. Ferenç Atş'ı bu kadar yakından ilk kez görmüştü. Ondan korkmuştu korkmasına, ama doğrusu hoşuna da gitmişti. Geniş omuzlu, esmer bir oğlandı, kırmızı gömlek de pek yakışmıştı ona. Öyle bir gömlekti ki, Ferenç'e savaşçı havası veriyordu. Botanik Bahçesi çocukları, önderlerine benzemek için hep kırmızı gömlek giyerlerdi.
Tahta perdenin kapısına, düzenli aralıklarla dört kez vuruldu. Nemeçek, rahat bir soluk aldı. Bu, Pal Sokağı çocuklarının parolasıydı. Nemeçek, sürgülü kapıyı açtı. Gelenler, Boka, Çele ve Gereb'di. Nemeçek, korkunç haberi vermek için zor tutuyordu kendini. Ama, sıradan bir er olarak, üsteğmenleri ile yüzbaşısına ne borçlu olduğunu da unutmamıştı. Onun için, hemen hazır ol durumuna geçip dimdik durarak selam verdi.
- Selam! Yeni bir haber var mı? diye sordu çocuklar.
Derin bir soluk alan Nemeçek, bütün olan biteni bir çırpıda sayıp dökebilse ne iyi olurdu.
- Korkunç! diye bağırdı.
- Korkunç olan ne?
- Müthiş bir şey. İnanmayacaksınız.
- Peki, ama ne?
- Ferenç Atş buradaydı. Çocuklar şaşakaldılar. Yüzleri ciddileşmişti.
- Olamaz, dedi Gereb.
Nemeçek elini kalbine götürdü.
- Vallaa!
- Yemin etme! diyen Boka, sözlerine ağırlık verebilmek için komutu bastırdı: Hazrol!
Nemeçek topuk vurdu. Boka yanına yaklaştı.
- Neler gördün? Tekmil ver bakayım.
- Yollar arasında dolaşırken köpeğin havladığını duydum, diye tekmil vermeye koyuldu Nemeçek. Köpeğin ardından gidince, orta kalede bir takırtı duydum. Kaleye tırmandım. Ferenç Atş, kırmızı gömleği sırtında, oradaydı.
- Yukarda mı duruyordu yani? Kalede mi?
- Evet.
Ufaklık sarışın oğlan, yemin etmek üzereydi. Elini havalandırmıştı bile, ama Boka'nın sert bakışıyla karşılaşınca, kolunu indirip devam etti:
- Bayrağı da alıp gitti.
- Bayrağı mı?
- Evet.
Dördü birden ileri atıldılar. Nemeçek en arkadaydı. Hem rütbesiz olduğu için, hem de Ferenç Atş hâlâ odun yığınları arasındadır diye düşündüğü için. Kale önüne varınca durdular. Gerçekten de, bayrak görünmüyordu. Direği de yoktu. Herkes sinirliydi. Yalnız Boka sakindi. Çele'den yana döndü Boka.
- Kızkardeşine söyle, bir bayrak daha diksin bize, sabaha hazır olsun.
- Başüstüne, ama yeşil kumaşı kalmamış sanırım.
Boka sakin bir sesle sordu:
- Beyaz kumaşı var mı?
- Var.
- Öyleyse kırmızı-beyaz bir bayrak diksin bize. Bundan böyle bayrağımız kırmızı-beyaz olacak.
İş çözülmüş oluyordu böylece. Gereb, Nemeçek'e seslendi:
- Er Nemeçek!
- Buyur!
- Yasamızın maddelerini değiştirirsin yarın. Renğimiz kırmızı-yeşil değil, kırmızı-beyaz olacak artık.
- Başüstüne üsteğmenim.
Gereb, başından savarcasına dimdik duran sarışın oğlana şöyle bir el salladı.
- Rahat!
Küçük sarışın, rahata geçti. Kaleye tırmanan çocuklar, Ferenç Atş'ın bayrak direğini kırmış olduğunu gördüler. Direk, bir çiviyle çakılmıştı kale burcuna. Kırılan direkten arta kalan küçük parça ise hâlâ yerinde duruyordu.
- Haayt, hooo! Haaayt, hooo! Pal Sokağı çocuklarının parolasıydı bu. Anlaşılan ötekiler de gelmiş, onları arıyorlardı şimdi.
- Er Nemeçek! diye seslendi Çele.
- Buyur!
- Çocuklara karşılık ver!
- Başüstüne teğmenim.
Nemeçek iki elini huni gibi yapıp, ince çocuk sesiyle bağırdı:
- Haaayt, hooo! Haaayt, hooo!
Sonra, kaleden inip Arsaya yöneldiler. Ötekiler de gelmişti. Çonakoş, Vays, Kolnay ve bir iki kişi daha. Boka'yı görünce esas duruşa geçtiler. Eh Boka komutanlarıydı ya.
- Selam! diyerek selâmladı Boka. Kolnay, topluluktan ayrıldı.
- Biz geldiğimizde kapıyı sürgülü bulmadığımızı arz ederim. Yasamız uyarınca kapının sürgülü olması gerekir.
Boka, adamlarına sert sert baktı. Onlar da aynı biçimde Nemeçek' e baktılar. Nemeçek elini kalbine götürmüş, kapıyı açık bırakmadığı üzerine yemine hazırlanmıştı bile. Boka, daha atik davranıp sordu:
- En son kim girdi içeri?
Sessizlik. Hiçbiri sonuncu olarak girmemişti içeri. Bir an hepsi suspus olup kaldılar. Derken, Kolnay karşılık verince, Nemeçek' in yüzü aydınlandı.
- En son giren yüzbaşımdı.
- Ben mi? diye sordu Boka.
- Evet, yüzbaşım.
Boka, şöyle bir düşündü.
- Haklısın, dedi. Gerçekten de kapıyı sürgülemeyi ben unuttum. Adımı kara deftere geçirin, üsteğmenim.
Bunu söylerken Gereb'den yana dönmüştü. Gereb cebinden kara kaplı küçük bir not defteri çıkardı, büyük harflerle YOHAN BOKA diye yazdı deftere. Neden yazdığını unutmamak için de "kapı" diye not düştü yanına.
Çocukların hoşuna gitti bu. Boka dürüsttü. İnsanın kendi kendini cezalandırması, mertliğin zor rastlanır örneklerindendir. Latince dersinde bile rastlanmazdı böylesine, hani mertliklerinden sık sık söz edilen Romalıların geçtiği Latince dersinde.
Ama, ne de olsa Boka da insandı. Onun da zayıf yanları olacaktı elbette. Kendisini kara deftere yazdırmıştı, ama bir süre sonra, kapının açık kaldığını bildirmiş olan Kolnay'dan yana döndü:
- Sen de zevzeklik etmesen çok iyi olacak! Yaptığı gammazlıktan ötürü Kolnay'ın adını da deftere yaz, üsteğmen.
Üsteğmen, korku salan o kara kaplı not defterini yeniden ele alıp Kolnay'ın adını yazdı bu kez de.
Nemeçek'e gelince, o arkalarda bir yerde durmuş, bu kez. yazılmaktan nasılsa kurtuldu diye sevinçten zıp zıp zıplayacaktı neredeyse. Kara kaplı defterde Nemeçek'in adından başka bir ada kolay kolay rastlanmazdı. Her zaman ve her fırsatta onun adı geçirilirdi deftere. Her cumartesi oturum yapan adalet divanı hep onu yargılardı. Başka çaresi de yoktu çünkü. Rütbesiz tek er, Nemeçek'ti.
Biraz sonra büyük toplantıya sıra geldi. Birkaç dakika içinde gerçek ortaya çıktı: Kızıl Gömleklilerin önderi Ferenç Atş, Arsanın ortasına dek ilerlemeyi göze almış, orta kaleye tırmanmış ve bayrağı alıp götürmüştü. Herkes öfke içindeydi. Heyecan uyandıran haberi hep yeni yeni ayrıntılarla dile getiren Nemeçek'in çevresine doluştu bütün çocuklar.
- Peki sana bir şey söyledi mi?
- Elbette söyledi.
- Ne dedi?
- Seslendi bana.
- Nasıl seslendi?

- Nasıl olacak? "Korkmuyor musun Nemeçek!" diye bağırdı.

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Culture and Art Other


XHTML 1.0 Standartlarina Uygundur!  CSS 2.1 Standartlarina Uygundur!  Foruz