Giriş |  Kayıt

Hoşgeldiniz
Tebrikler
cuneyt kose
cuneyt kose


Felsefe Forumu'na hoş geldiniz.
Kayıt olduğunuz takdirde ekranda çıkacak olan "aktif başlıkları göster"
butonu ile son tartışmaları görebilir ve katılabilirsiniz.
İyi forumlar.

Önemli forum içeriklerinden bazılarına
http://ww.cangungen.com
http://varoluscuterapi.net
ulaşabilirsiniz.


Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

28 Ara 2009, 22:22

Çevrimiçi
 Sol ayağım-Christy Brown
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Kullanıcı avatarı
Kayıt: 17 Nis 2009, 02:19
Mesajlar: 4808
Yaş: 49
Konum: Admin
 Profil Özel mesaj gönder  
Kendi hayat hikayesini yazdığı ve filme de çekilip başrolünü Daniel Day Lewis’in oynadığı Sol Ayağım romanıyla dünya çapında üne kavuşan,doğuştan felçli,Dublin doğumlu yazar Christy Brown ,İrlanda edebiyatının büyük isimlerinden birisi oldu.


Resim

Çevren tarafından anlaşılamamak ne kadar zordur. Bazı zamanlar en yakınlarındakiler bile sana bir yabancı olur, seni anlayamazlar. Sanki kapalı bir kutunun içinde hareket etmene izin verilmiyor gibidir. Hareket edemediğin için içini bir sıkıntı kaplar ve isyan ederek hepsinden kurtulmak istersin. Bu sıkıntı ve isyan ne kadar şanslı olduğunu anlayana kadar da devam eder genelde.

Bazen hareket edememek, kendini açıklayamamak veya bildiğini gösterememek sadece insanın iç dünyasıyla kalmayıp, yaşamında da olabilir. Kimi insanların hayatları bu kısıtlanmaları aşmak için verilen savaşlardır. İrlanda'da kaderiyle savaşmış, bu savaştan galip çıkmış ve sonra bu savaşın hikayesini yazmış bir adam vardır. 5 Haziran 1932'de beyin felçli doğmuş, hayatının ilk zamanları yenilgilere benzer hayal kırıklıklarıyla dolu bir adam.

Christy Brown, İrlandalı bir ailenin onuncu çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası duvar ustasıydı ve doğan yirmi ikinci çocuğunun yalnız onüçü yaşayabildi. Christy'nin doğumu diğer çocuklarınkine nazaran biraz daha zor olmuştu. Erken doğduğu için yaşayamama ihtimali vardı ve tüm aile hastane önünde, annesi ve onun için dua ediyorlardı. Christy inatçı yapısını daha doğduğunda kanıtladı ve yaşamayı başardı.

Bir yaşına geldiğinde, annesi minik oğlunun kafasını dik tutamadığını, ellerini açamadığınıı ve bazen ağzının kasılıp kaldığını gördü. Konuyu açtığında kocası hemen doktora gitmek istedi. Doktorların muayenesi sonucu Christy'de beyin felci olduğu, ömür boyu bakıma muhtaç kalacağı söylendi. Üstelik o zamanlar bu konuda fazla bir bilgi olmadığından çocuğun muhtemelen geri zekalı olduğunu da ekledi doktorlar.

Tüm ailenin üstüne bir kabus gibi çöken haber özellikle Christy'nin annesi tarafından pek kabul görmedi. Annesi, oğlunun sadece bedensel bir özre sahip olduğunu, zekasında bir sorun olmadığını düşündü. Christi'yi arka odada saklanacak, misafirler geldiğinde kendisinden bir ucubeymişçesine kaçılacak yaratık olarak görmedi. O her zaman ailenin diğer fertleri gibi salonda duran, sadece yemeğini babasının yedirdiği bir çocuktu.

Annesinin olağanüstü şefkatiyle büyümeye başlayan Christy, söylenenleri anlayıp cevap veremediği zamanlar, ki genelde cevapları çok zor anlaşılırdı, sinirlenir ve sağa sola sallanarak isyanını göstermeye çalışırdı.
Bir gün kardeşleri tebeşirle yere yazılar yazarken Christy sonradan kendisinin bile açılayamayacağı bir dürtüyle sol ayağını ileri uzatıp tebeşirlerden birini aldı ve kardeşlerini taklit etmeye çalıştı.
Bütün hane halkının sustuğu bu anda annesi gelerek ona cesaret verdi ve önce kendisi yere bir" A" harfi çizdi. Christy ilk denmesinde başarılı olamadı ama tekrar denedi. Bu ikinci deneme de başarısız olunca annesi oğlunun içindeki isyanı bir anda gördü ve yanına giderek "bir daha dene Christy" diyerek ona cesaret verdi. Üçüncü seferde üstelik tebeşirin kırılmasına rağmen başarmıştı Christy. Bu sadece bir harfin yazılışı değildi aynı zamanda akıllı olduğunun, özrünün sadece vücudunda olduğunun da bir göstergesiydi.

Annesinin çabalarıyla zaman başladı. Yazmak istediği kelimeyi biliyor ama daha önce hiçbir yerde okumadığı için zorlanıyordu. Yardım almadan saatlerce uğraştı ve sonunda yere hayatının en değerli kelimesini harf harf yazdı, A-N-N-E.

Christy yedi yaşına geldiği zaman kardeşleri gibi okula gidemiyor ancak evde bazen annesinin, bazen bir kardeşinin yardımıyla, bazen de tek başına okuma ve yazma pratikleri yapıyordu. O günlerde tek sıkıntısı dışarı çıkamamaktı ama kardeşleri kömürlükte buldukları eski bir arabayı "gezinti arabası" diyerek ona verdiler. Christy artık mahallesinde diğer çocuklarla vakit geçirebiliyor. Kardeşleriyle gezintilere gidebiliyordu. Kimi zaman hızla itilen araba sert bir dönemece gelince içindeki yolcu düşüyordu ama bu sayede keşfetti. Yeni merakı resimdi. Suluboyalarıyla saatlerce resim yapıyordu.
Aile nüfusunun artışını bir gelenek haline getirmiş Brown ailesinde anne yeniden hamileydi. Fakat bu hamilelik diğerlerinden daha zorluydu. Annesi bir gün hastaneye kaldırıldı ve bir süre gelmedi. Annesinin hastaneden daha dönmediği soğuk bir aralık akşamı kapıları çalındı ve içeri genç bir kız girdi. Christy bu kızın annesiyle hastanede tanıştığını, adının Katrina Delahunt olduğunu ve kendisini merak ettiğini öğrendi. Annesine gönderilmek üzere bir kart yazdı ve tekrar geleceğini söyleyen Katrina'nın arkasından bakıp ne zaman geleceği üzerine düşünerek gunlerini geçirdi.

Annesinin hastaneden dönuşünden sonra hayat tekrar normal akışına dönmuştu ve Katrina'nın da ziyaretleriyle Christy yine mutlu olmaya başlamıştı. Bir gün Sunday Independent'ta 12-16 yaş arası çocukların katılabileceği bir resim yarışması ilanı gördu. Annesinin ve Katrina'nın ısrarlarıyla katıldığı yarışmada birinci olan Christy'nin gazetelerde resmi ilk olarak bu zaman çıktı.

Büyümeye ve gelişmeye başlayan Christy Brown artık pek dışarı çıkmıyor evde sürekli resimler yapıyordu. Sonra birden mahallede bütün erkek çocukların aşık olduğu Jenny'yi gördü.
Küçuk Jenny'nin camdan kendisine bakması ve öpücük yollaması Christy'i cesaretlendirdi ve ona bir not yazarak isterse kendisi için resimler yapabileceğini söyledi.

Bu sayede tanıştığı Jenny artık sürekli onun yanına geliyor ve ikili saatlerce resimlere bakıyorlardı. Aralarında fazla bir konuşmaya gerek olmadan geçen bu zamanlar bir gün Jenny'nin Christiyi alnından öpüp gitmesiyle son buldu.

Evdekilerin büyüyüp kendi hayatlarını kurmaya başlamaları,Katrina’nın evlenmek üzere olması Christy’i umutsuz bir hale sokuyordu.Resimlerin yetersiz olduğu,insanlarla istediği gibi iletişim kuramadığı böyle bir anda içinden acıyla birlikte bir his yükselmeye başladı.Bu hayattan gitme isteği.
“Küçük bir çocukken diğerlerinden “farklı” olduğumu ilk defa keşfettiğimde ne kadar mutsuz olduğumu hatırladım.Dünyanın battığını düşünmüştüm.Fakat bu farkın gerçek önemini,gerçek anlamını ancak şimdi anlamaya başlıyordu.Sakatlığımın farkına vardığımda nasılda ağlamıştım.Oysa şimdi ağlamıyordum,ağlamak rahatlatmıyordu.Bütün acım içimdeydi."

İntihar notunu yazarak odasının penceresine çıktı ama hatırladığı bütün güzel anılar onu bu fikirden vazgeçirdi.

On yedi yaşında, bir kış günü cama resim yaparken içinden yazı yazmak geldi. Eskiden sadece Katrina'ya mektup yazarken şimdi hikayeler ve öykülerle kalemini geliştiriyordu. Bu ilk dönemdeki eserleri genelde küçük bir çocukken sinemada gördüğü filmlerin benzerleriydi.

Brown ailesi için normal bir akşamüstü, kapılarına yanaşan arabadan inen bir adamın ziyaretiyle değişti. Christy'yi küçüklüğünden beri takip ettiğini söyleyen adam, kendisinin bir doktor olduğunu ve beyin felci konusunda yeni gelişmeler kaydettiklerini söyledi. Doktor Robert Collis'in bu ziyaretinin akabinde Christy'yi evde tedavi etmek için bir asistan gelmeye başladı. Doktor Louis Warnants, pazar günleri gelip Christy'ye o hafta yapacağı antrenmanları gösteriyordu. Evin en büyük bölümü olan mutfakta bu işle uğraşırlarken Christy kafasını veya ayağını bir yerlere vuruyordu. Doktor Warnants'ın "Ya bu mutfak çok küçük ya da Christy sen çok büyüksün" sözlerinden sonra Christy'nin annesinin aklına bir fikir geldi. Evin arkasında hiçbir işe yaramayan bahçeyi Christy'ye oda yapmak.

Alınan borçlarla ve biriktirilen ufak meblağlarla duvar ustası olan baba ve oğulları sayesinde oda-evi sonunda bitti. Burası sadece fizik tedavi için değil aynı zamanda Christy'nin okuması,resim yapması ve hikayelerini yazması için de kullanılıyordu.

Doktor Collis bir akşam Christy'yi kız kardeşinin de muayene etmesi gerektiğini böylece tedavinin işe yarayıp yaramayacağının belirleneceğini söyledi. Christy'nin yaşı on sekiz olduğu için belki yapılan egzersizler fazla işe yaramayabilirdi. Christy ve annesi muayene için Londra'ya gittiler. Yapılan muayene sonucunda, Chrsity'nin iyileşebileceği ancak sol ayağını kullanmaması gerektiğini söylediler.
Dublin'de kurulan, Beyin Felci Kliniğine her gün gitmeye başladı Christy Brown. Yaşının diğer hastalara göre büyük olmasına rağmen yılmadan devam etti.

Bu sırada evde aklına hayat hikayesini yazmak geldi. Kendisine sol ayağını kullanması yasaklandığı için bu işi küçük kardeşi Eamonn üstlendi. ilk yazdırdığı sayfalar kopuk kopuktu ve konularda ani geçişler oluyordu. Üç yüz sayfayı aşan uğraştan sonra Doktor Collis'e bir mektupla durumu bildirdi ve yardım istedi.

Robert Collis doktorluk dışında edebiyatla da ilgileniyordu. Christy'ye okuduğu kitapları sorduğunda aldığı yanıt Charles Dickens'tı. Bu yazılanların neden bir önceki çağın diliyle yazılmış olduklarını açıklıyordu. Robert yanında getirdiği John Steward ve Maurice Collis'in kitaplarını bırakarak bunları okuması gerektiğini böylece dilinin biraz daha düzeleceğini söyledi.

ikisinin çalışmalarından sonra Christy yeni baştan hayat hikayesini yazmaya başladı. Bu sefer yardım eden kardeş Francis'ti. Yazdıktan sonra ağabey kardeş birbirleriyle fikirlerini paylaşıyorlardı. Bir akşam Francis'in yazanlar hakkında "güzel ama okurken yanında bir sözlüğe ihtiyaç" duyuyorsun demesi Christy'nin yeniden başarısız olduğunu hissetmesine neden oldu. Robert Collis'in de bu görüşe hak vermesiyle Christy her şeyden vazgeçrnek istediyse de, öğretmeni "bu sefer olacak biliyorum" diyerek moralini yükseltti.

Sol ayağını kullanması yasak olduğu halde üçüncü girişimine kendisi başladı. Saatlerce yazdıktan sonra odaya giren Robert bunu beklediğini söyleyip yazılanlara baktı. Christy bu sefer başarmıştı. ilk olarak "bir zihinsel özürlünün hatıratı" olarak düşündüğü kitabının adını "sol ayağım" olarak değiştirdi.

Resim

Kitabın ilk iki bölümünün okuması Beyin Felci Kliniği'i yararına yapılan bir gecede gerçekleştirildi.
Sol Ayağım'ı yazdığı 1954'ten 1970'e kadar başka roman yazmadı. ilk kitabının yayımlanmasının ardından "Her gün Hüzün" isimli ikinci kitabını çıkardı. Bunu ikisi şiir kitabı olmak üzere beş eser takip etti. Christy Brown karısı Mary Carr ile yaşadığı Somerset'ta kırk dokuz yaşındayken öldü. Ölümünden dokuz sene sonra hayatını anlatan film Sol Ayağım çekildi. Christy'i bu filmde Daniel Day-Lewis canlandırıyordu. Filmin başarısından sonra kitapları daha geniş bir çevreye yayılmaya aşladı.
Christy bize yılmamayı, engellere takılmamayı gösteren bir yaşam yaşadı. Annesinin desteğiyle yaptığı savaşta kimi zamanlar yenilse bile hiç yılmadı. Hayata gelişinin bir amacı olduğunu bilerek savaştı.
İnsanlığa da ne olursa olsun yılmamak gerektiğini kitaplarıyla gösterdi.


K dergisi 2 Kasım 2007

_________________
Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.
M.Foucault


Başa Dön Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye Culture and Art Other


XHTML 1.0 Standartlarina Uygundur!  CSS 2.1 Standartlarina Uygundur!  Foruz